-ANI YAŞAYALIM- => An itibari ile yaşadıklarımızı paylaşıyoruz... => Ne Okuyorsunuz ? => Konuyu başlatan: sevimyt - 08 Ocak 2008, 15:10:20
-
Kuantum Anlayışında Yaşam Görüşü
Kuantum dünyası, bilinen sabit gerçeklerden çok bilinebilecek bütün gerçeklikler olasılıklarını içerir ve dalga/parçacık ne kadar gözlense de süptil hale girerek elden kayıp gider.
Sayısız olasılıkların içinden biri, bir aşamada kendini dünya yaşamında sabitleştirip gerçek şeyler olarak yaşama girmektedir. İnsan yaşamında bir anda, eş zamanlı ve her yönde olmak üzere olasılıklar yığını vardır. Seçilecek yörüngeler, etkenler dizisi altında yapılır ama bu bile sanal bir geçiştir denilebilir. Seçimin tersi bir durum her an olabilir.
İnsan yaşamını, yaşama bakış açısının değişimiyle, an içinde yani sürekli şimdide durmadan oluşturur. Elektronu niteleyen parçacık açısından değerlendirildiğinde yaşam, kaba, sert ve daha maddi; dalga açısından değerlendirildiğinde daha süptil, akışkan ve ruhsal hale dönüşür. Ve bu dönüşüm bizim günlük yaşamdaki gerçekliğimizi oluşturur.
Her varlığın "gerçekliği" içinde bulunduğu realite ile tanımlanır. Yani bir şeyin varlığıyla, onun ortamının tamamı arasındaki bağlılık, "anlamlılık" olarak adlandırılabilir.
Dünyada tüm olup bitenler, esneklik ve uyum yeteneğinin arttırılmasına yöneliktir. Çünkü dünya insanlığının fizik evrenlerle olan ilişkilerinde meydana gelecek değişik yapıdaki tesirlere sabrını arttırması gerekir. Bu içinde bulunulan tekamülün gereğidir ve anlamı, kozmikleşme sürecidir.
Araştırmalar sonucu, elektronun sadece kendi dalga paketindeki bilgi ve anlama duyarlı olmadığı; aynı zamanda, durum içinde görülmeyen elektron hareketlerine, şuurlu niyetlere de tepki verdiği gözlemlenmiştir. Bunun anlamı ise, elektronda elemental şuur farkındalığı olduğudur. Belirsizlik İlkesinin ortaya koyduğu bu olasılık gerçek yerini bulduğunda yeni bir fizik anlayışının, insanın dünya ile olan ilişkilerinde değiştirici ve yenileştirici bir rol oynayacağı söylenebilir. Anlayış motivasyonlu bir insanın 21. yüzyıldaki ihtiyaç ve bilgisi değişik yeni insanın ortaya çıkmasında katkısı olacaktır denebilir.
Belirsizlik İlkesi sisteminin sürekli değişim içinde bulunmasından ötürü, varlık benliğinin bütünleşmesi de değişim içindedir. Bununla beraber varlıktaki dikkat mekanizması benliğin bir tarafına daha çok enerji göndermekle tutarlı konumda olur. Fakat yine de varlığın içinde bulunduğu negatif haller, geçici de olsa alt benliklerin devreye girmesi sonucudur.
Kuantum kuramında benlik sabit değildir. İçsel ve dışsal olarak değişir, akışkan ve belirsizdir. Kuantum benlik, alt benliklerin, yeni deneyimlerle gelen girdilerin bileşimidir. Duyular dünyasında sebep-sonuç birbirine bağlı doğrusal olarak açıklanmıştır. Kuantum kuramında ise sebep-sonuç kaotik çalışır görünümündedir. Düşünceyi moleküle çeviren bir dönüşüm söz konusu olmalıdır. Düşünce ile beden arasındaki uyumu sağlayan atom altı dönüşüm noktası neresidir? Şuurun bedenle iletişimi bir bütün halinde olduğuna göre moleküle dönüştüğü bağlantı noktaları her yerdedir. Bu durum sadece sinir sisteminde bir uyarandır. Yani atom altı dönüşüm alanında, sinir sistemindeki 15 trilyon hücrenin tümü, An`da, tam ve kesin olarak koordine edilmektedir.
Dönüşüm noktasında neyin olup bittiği bilinmemektedir. Bu dönüşüm noktasında mucizevi veya dünyevi yönde bir sonuç ve bir tür psikokinezi meydana getirilebilir. Dalga-parçacık ilişkilerini yönlendiren varlıklar olarak bizim pozitif düşünme gücümüzü, eyleme çevirerek, bu etkileşim ve dönüşümü geniş ve üst boyutlara taşımamız mümkündür.
Bırakılan yanlış alışkanlıkların, kazanılan erdemli davranışların varlık, atom altı parçacık hatta kozmos üzerindeki olumlu etkisinin kuantum teorisindeki yanıtı tüm evrene katkıda bulunmaktır. Sürekli pozitif ve yüksek titreşimli duygu hali içinde bulunmak önemlidir. Çünkü, bu takdirde hem bilen ve hem de hisseden varlık olabilme durumu meydana gelir. Yani pozitif enerji yaratan olumlu titreşimlerin artması sağlanır. Dünya insanı şimdilik, sonsuz ve gerçek olanı bir sis perdesi arkasından anlayabilme noktasındadır. İnsanın objektif bakışı elde edebilmesi için, şuurunun özgür ve farkında olması ve kendisini problemin dışındaki bir konumda tutabilmesi önemlidir. Yeni evren anlayışında yani katılımcı evren anlayışında her an yaratıcı ilişkiler içinde olmak ve insanın şimdiki zamanı yaşayarak, realitesini sürekli yeniden oluşturması derin anlamlar içerir. Sürekli gelişim, değişim ve evrene katılımdan başka bir şey olmadığını anlayan insan kendisini anlarken maddeyi de geliştirdiğini anlayacaktır.
Kuantuma göre gözleyen ve gözlenen farkındalığı
Her yeni gözlem yeni bir farkındalık yaratabilir. Kesin olarak “yaratır” demek pek mümkün değil çünkü gözlemi nasıl yorumladığımız çok önemlidir. Eğer “önemli değil, sadece bir tesadüftür” derseniz olayı o seviyede kesip daha derine inme gereği duymazsınız. Ama “bu olayın altında bir neden olmalı” şeklinde düşünüp sorgulamaya devam ederseniz derine inmiş olursunuz ve farkındalığınız da artar.
Bizler olayları gözlemlerken aynı zamanda kendimizi de gözlemlemiş oluruz. O olayın bizim başımıza neden geldiğini sorgularken kendimize tarafsız bir gözle bakıp, dıştan gözlemlememiz gerekir. Yani kendi dışımıza çıkıp kendimizi bir nesne gibi gözlememiz gerekir. Demek ki, hem gözleyen hem de gözlenen biz olmalıyız. Kuantum kuramı der ki; “Gözleyen ve gözlenen bir bütün oluştururlar ve birbirlerini etkilerler.” Eğer biz kendimizi gözlersek kendimizi etkilemiş de oluruz. Bu etkileşmenin sonucu değişimdir. İnsan kendini tarafsız bir gözle gözlerse kendini değiştirebilir. Yani farkında olmakla kendimizi değiştiririz. Tersi de doğrudur. Değişmiş olan insan farkında olmuş insandır.
Değişimin dıştan değil içten gelmesi gerekir. Başkalarına bakıp değişmeye çalışmak boşuna bir uğraştır. Doğal olanı kovarsanız o koşa koşa geri gelecektir. Doğal olmak başkalarından öğrenilmez. Doğal davranış içten gelir. Akıl ve mantıkla oluşturulamaz. Doğal olmak için içe bakmak yeterlidir. İçe bakıldığında öylesine bir ışık belirir ki tüm şüpheler, tereddütler, kısaca karanlık noktalar ortadan kalkar. Olayların birer tesadüf olmadığını da bu şekilde algılayabiliriz.
Olayların ardındaki gerçek nedenleri bu şekilde görebiliriz. Yani, daha üst düzeyde bir bakış açısına ulaşmış oluruz. Bu üst düzey bakış açısına varmak için tek tek olaylar hakkında düşünmek yerine, olaylar arasındaki tümel ilişkiye bakmak gerekir. Böylece daha derine inmiş ve merkezden çevreyi izlemiş oluruz. Çevrede sürekli çalkantı, itiş kakış, dalgalanma vardır. Merkez ise tüm bu çalkantılardan uzak sakin ve durağandır. Merkezde benliğin istekleri yerine sessiz bir kabul, bir tevekkül, bir tatmin vardır.
Tatmin olmuş olan benlik kendiyle uğraşmaz. Merkezden bakar fakat ben-merkezci değildir. Bu söz bir çelişki gibi gelebilir fakat daha önce sözünü ettiğimiz hem-hem yaklaşımı ve mantığı uygulandığında hiçbir çelişki kalmamaktadır. Tatmin olmuş olan benlik hem ben-merkezcidir hem değildir. Yani, hem kendi hayrına hem de bütünün hayrına çalışır. Biri diğerinin önüne geçmez. Daima farkındalıkla etrafında olanlara katılır. Farkındalıkla etrafta olup bitenlere katıldığınızda sufizmde anlatılan cazibe alanları meydana gelir. İçinizden dışa doğru yayılan bir enerji alanı oluşur ve bu alan çevrenizdeki insanları etkilemeye başlar. Yani cezp edilenken cezp eden olmaya başlarsınız. "Kendi yaşamlarını ve içinde yaşadıkları dünyayı etkileyip değiştirmiş olanlar farkındalıkları yüksek insanlardır."
Kuantum Düşünme
Yaşanan fakat sözle anlatılamayan varlığı anlamak mümkün müdür? Çünkü anlamak için kavramlara gereksinim vardır ve kavramlar da sözlerle aktarılır. Gerçek anlamda anlamak katılımla olur. Gözlem yaparak da anlarız fakat o analitik anlama şeklidir. Yani, diyalektik mantık kullanılarak anlama metodudur. Bu tür anlama insanı yüceltmez. Onun benliğinde değişiklik yapmaz.
Oysa ki, katılımcı anlama metodunda kavramlar kesin çizgilerle ayrılmış değillerdir. Her kavram bütünün bir parçasıdır ve karşıtı ile iç içe geçmiş durumdadır. Katılımcı anlamanın metodu bütüncüldür, mantığı da hem-hem mantığıdır. Sentetik anlama metodu tamamen öznel olup her şahsın kendi kapasitesi ve yeteneği oranında olur. Herkesin katılabilme kapasitesi farklıdır. Bu bakımdan herkesin anlama düzeyi de farklı olmaktadır.
Tam olarak anlayabilmek için 3 farklı düzeyde gelişmiş olmak gerekir.
1. Birinci düzey bilgi düzeyidir. Anlayabilmek için öncelikle bilgi sahibi olmak gerekir. Bilgi dıştan elde edilir ve gözleme dayanır. Okulda öğrendiklerimiz, ailemizin bize öğrettikleri ve genel olarak hayatta okuyup veya dinleyip öğrendiklerimiz gözlemleyerek elde ettiğimiz bilgi sınıfına girer. Bilginin getirdiği anlayış akıl ve diyalektik mantık yardımıyla olur.
2. İkinci düzey sezgi düzeyidir. Bu düzeyde anlayış içten gelir ve katılımcı olmayı gerektirir. Sezgisel anlayışta hisler ve duygular büyük rol oynar. Bu tür anlayış için akıl ve mantık gerekli değildir. Hatta hiç mantığa gerek yoktur. İnsan sezgisel olarak bir anlayışa varır ama bu sezgileri sözle ifade etmek mümkündür.
3. Üçüncü anlayış türü farkındalıkla olur. Bu tür anlayış ani ve kapsayıcı olur. Yani dıştan gelmez. Sezgi gibi içten gelir fakat sözle ifade edilemez. Sözler bu anlayışı aktarmakta yetersiz kalır. Çünkü bu anlayışta nesne değil özne önem kazanmaktadır. Öznenin ise düşünmeye gereksinimi yoktur. Fakat düşüncesiz bir farkındalık da sadece etki-tepki mekanizmasını çalıştırmaktan ileri gidemez.
Birinci tür anlayış sahibi insanlara sürekli her yerde rastlıyoruz. Örneğin, tıp doktoru bize bir tedavi metodu önerdiği vakit bilgisini baz alır ve daha önce benzer haller gözlemlediği için bize de uygun bir tedavi olacağını düşünür. Onun anlayışı bilgi düzeyindedir.
İkinci tür anlayış sahibi insanlara örnek olarak her türlü kehaneti örnek verebiliriz. Kehanet, öngörü veya duru görü medyomlarının aracılığıyla sezgisel olarak bize birtakım olaylar veya durumlar aktarılabilir. Geçmişten ve gelecekten söz ederler. Ama gelecek henüz gelmemiştir. Bu bakımdan sezgilerinin doğru olup olmadığını da anında tespit etmek mümkün değildir.
Sadece sezgi ile gelen anlayış da yeterli olamaz. Asıl ileri düzeyde anlayış üçüncü tür olup ilk iki anlayışı içerdiği gibi fazladan farkındalığı da kapsar. Bu durumda hem bilgi hem de sezgi vardır. Fazladan da olayı anında kavrayıp gerekli çareyi veya tedbiri almak da vardır. O anda katılımcı olarak gerekli davranış tarzını uygulayan kimse hem etki-tepki mekanizmasını çalıştırmış olur hem de anında etki-tepki mekanizmasının dışına çıkmayı bilir. Olaya çok hızlı tepki verişi etki-tepki mekanizması içinde olduğu intibaını verir. Oysa ki anında o oyunu terk etmesini de çok iyi bilir. İşte ‘ileri düzeyde farkındalık’ budur.
Kuantum Düşünce Tekniği Nedir?
Kuantum Düşünce üst nitelikli bir düşünme biçimidir. Sıradan düşünce biçimleri kendisini tekrar eden, etkisiz ve sınırlı enerjilerdir. Değiştirme ve oluşturma güçleri yoktur. Daha çok vehim, kuruntu, başıboş hayaller biçiminde akar. Oysa Kuantum Düşünce derin düzeyde, atom altı alanda etkili olabilecek tarzda bir yaratıcı düşünme biçimidir.
Özel bir bilinç düzeyine girerek, özel olarak kurgulanmış sözel ve imgesel oluşumları içerir.
Bu düzeyde insan, kendi hayatının efendisi durumuna geçer.
Kuantum Düşünce daha da ilerisi ortak zeka alanında işlem yapar. Bütün evreni tekamül ettiren enerjiyle işbirliğine girildiğinde siz bir "kişi" olmanın sınırlı olanaklarını aşar, "bütün"ün gücüne ulaşırsınız.
O zaman da gücünüz tabii ki bütünün gücüne eşit olacaktır.
Bu Teknik Pratik Olarak Hayatımıza Ne Gibi Yararlar Sağlar?
Bizim gelişmemiz için gereken bütün araçlar: uygun iş, eş, yaşam alanı,ev, bedenimizin sağlığı bu yüksek frekanslı enerjiden nasibini alır.
Siz, sınırlayıcı, engelleyici düşünce kalıplarınızı fark edip bunların yerine güçlendirici inançlarınızı koyduğunuzda hayatınız bu yeni inançlarınız doğrultusunda değişmeye başlayacaktır. Sizin için en uygun kişi, en uygun imkan,en uygun zamanda karşınıza çıkacaktır. Yapmanız gereken şey uzanıp onu almaktır. Doğuştan doğal olarak hakkınız olan mutluluğu, bereketi, bolluğu ve sevinci yaşamanıza imkan tanımış olursunuz.
Kuantum Düşünce, sağlıklı ve güçlü bir beden için de uygun bir zemin hazırlar. Bizim düşünce ve kabullenişlerimiz direkt olarak bedene etki yapar. Bedenimiz aslında bir enerji okyanusundan başka bir şey değildir. Korku, kaygı, öfke, suçluluk duyguları bütün hücrelerimizin beslendiği enerjide azalmaya yol açar.
Kuantum Düşünce Tekniği; kendimizi tanımaya, başkalarını anlamaya, evrensel sistemin işleyişini fark etmekten doğan bilgeliğe ulaştırarak beden enerjimizi de düzene sokar. Kişiler daha güçlü canlı ve güzel olurlar. Hayat misyonumuzu fark etmek ve ona adım adım ulaşmak yönündeki çabalarımızı destekler. Kendi içsel kodlamanızdaki yapmanız gereken işinizle ilgili ipuçlarını yakaladıkça adımlarınız hızlanır.
Kuantum Düşünce kişiler arası iletişimin en derin boyutunu sunar bize. Ortak insanlık alanında gerçekleşen bu iletişim, derin ve etkili bir uzlaşma sağlar. Beden dili ve sözel iletişimden daha da öte kuantumsal iletişimle düşüncelerimizin direkt muhataba ulaştığı bir yöntem geliştiririz.
Kuantum Düşünce hayatımıza daha çok bolluk ve bereket çekmemizi de sağlar. Kendimizle ilgili derin içsel vizyonumuzu değiştirdikçe daha çok bolluk hayatımıza akmaya başlar. Genel anlamda zenginlik; sahip olduğumuz şeylerle ruhsal varlığımıza kattığımız değerler arasındaki dengeyi anlatır. Çok paraya sahip olmak tek başına zenginlik işareti olmayabilir. Önemli olan bu parayla ne yaptığınızdır. Daha çok kahkaha, daha çok dostluk, daha çok sevgi, daha çok deneyim ve daha çok hayır üretebiliyorsanız o zaman zenginsiniz demektir.
Özetle Kuantum Düşünce Tekniği, yaşamın temel amacı olan sevinç duygusunu yüreğimizde hissetmemiz için bize imkanlar sunar.
Kuantum Fiziğiyle Bu Düşünme Tekniğinin Bağlantısı Nedir?
Kuantum fiziği, klasik anlamdaki fiziksel maddenin enerjiye dönüştüğü bir alana sokar bizi. O alanda artık atom altı parçacıklar, hızla hareket eden enerji parçacıklarından başka bir şey değildir.
Daha da ötesi bu parçacıklar insan düşüncesinin yaydığı enerjiye yanıt verirler. Bu alanı gözlemleyen kişi ile gözlemlediği parçanın birbirinden bağımsız, kopuk şeyler olmadığı çıkar meydana. Düşünceyle enerji, gözlemleyenle gözlenen, iç ile dış, burası ve ötesi arasındaki ayırımlar kalkar.
Heisenberg’ in belirsizlik alanı dediği bu alanı, gönderdiğimiz düşünce paketçikleri varlık katar. Belli hale getirir. Kuantum alanının bir noktasına yaptığımız etki bütünü etkiler aynı zamanda. Siz bir şey düşündüğünüzde bundan tüm alan etkilenir. Kuantum Fiziği, fizikle fizikötesinin birbirine karıştığı bir noktanın adıdır.
Kuantum düşünce öğrenmeden çok yapmaya, bilmeden de ileri olmaya yönelik bir çalışmadır. İçsel olarak yaratılmış değişimler kalıcı olacaktır kuşkusuz. Kişi düşünceleri ve seçimleri ile hayatı arasındaki ilişkiyi gördükçe farkındalığını artırır. Böylece bilerek yaşamaya başlar. Böylece kendi hayatının efendisi olur.
---------------------------------------------------------
http://beta.sehriye.com/Sehriye/Sehriye.aspx?pageType=News&SectionID=1608&ArticleID=3443&Done=1