Hayatta bir yerlere gelmeye, belli bir amaca ulaşmaya çalışan insanların en sık sorduğu sorulardan biri şudur:
'İstediğim şeyi nasıl elde edebilirim?'
Bu çok önemli bir sorudur. Amacınıza ulaşmak için kullandığınız yöntem, sonucu belirler. Yönteminiz doğru ise, elde ettiğiniz sonuç ta doğru olacaktır. Altın bulmak istediğimizde bakışlarımızı toprağa çeviririz. Güzel bir günbatımı görmek istediğimizde bu defa gökyüzüne bakarız. İstediğimiz şeyi bulmak için doğru yere bakmalıyız. Doğru yere bakmayı herkes öğrenebilir.
Amacınız ne olursa olsun ona ulaşabilirsiniz. Bu konuda uygulanacak metot, normalde yaptığınız şeyleri yapmamaktan ibarettir. Bir şeyler yapmak yerine, bir şeyler yapmayı bırakırsınız. Yapmakta olduğunuz yanlış bir şeyi yapmayı bıraktığınızda, doğru şeye yer açmış olursunuz. Şu tavsiyeleri uygulayın:
Mutlu olmaya çalışmayı bırakın. Bunun yerine mutsuzluğun sebeplerini bulmaya çalışın.
Kendinizi değiştirmeden önce koşulları değiştirmeniz gerektiğini düşünmeyi bırakın. Kendinizi değiştirin; böylece koşulları da kendiliğinden değiştirmiş olacaksınız.
Şu an yapamadığınız şeylerden dolayı umutsuzluğa kapılmayı bırakın. Bütün kalbinizle şu anda yapabildiklerinizi yapmaya odaklanın.
Hayatın anlamsız olduğunu düşünmeyi bırakın. Gerçeğin ilkelerini kullanarak hayatın anlamını bulun.
Olumsuz duyguların kurbanı olmayı bırakın. Bu duyguların üzerinizde hiçbir güce sahip olmadığının farkına varın.
Hayatınızdaki bütün karmaşalarla savaşmayı bırakın. İlişkilerinizi basitleştirin.
Size hiçbir faydası olmayan suçluluk hissini bir kenara bırakın. Bunun yerine gereksiz bir suçluluk hissine kapılmanıza yol açan nedenleri bulmaya çalışın.
Sosyal çevrenizde popüler biri olmak için bu kadar çaba sarf etmeyi bırakın. Kendinizi olduğunuz gibi kabul edin ve diğer insanlara da olduğunuz gibi davranın.
Cevapları bulmak için deli gibi koşturmayı bırakın. Doğru cevapları bilen gerçek benliğinizin bilgeliğine kulak verin.
Thomas Jefferson, 'Yanlış fikirlere sahip olmaktansa hiçbir fikre sahip olmamak daha iyidir' demiştir. İşe yaramaz fikir ve yöntemlere başvurmayı bırakın. Onlardan boşalan yer parlak fikirlerle dolacaktır.
Mutluluk anlayışınızda en büyük öncelik, mutluluğun ne olduğunu anlayıp efsane ile gerçeği birbirinden ayırmaktır.
Kavramamız gereken gerçeklerden ilki şudur: Mutluluk, içsel benliğin dışsal gerçeklerle uyum içinde olması sonucunda ortaya çıkar.
İşe dışsal durumları değil, içsel tavır ve inanışlarımızı değiştirerek başlarız. İnsanların en büyük sorunlarından biri, ısrarla mutluluğa dışsal koşulları değiştirerek ulaşılabileceğini varsaymalarıdır. Şu durum veya bu insan değişirse bizim de artık farklı olacağımızı farz etme hatasına düşeriz. Ama bu bizde bir farklılık yaratmayacaktır. Yıllardır izlediğimiz bu yolun aslında hiçbir yere çıkmadığını bir türlü göremeyiz.
İçsel uyum dışsal uyumu da beraberinde getirir. Bunu pratik bir gerçek olarak gören kişinin hayatında köklü bir değişim olur.
Başka insanların bizi takdir edip etmemesi aslında hiçbir şeyi değiştirmez. Ama ben-merkezci tavrımız bize bunun önemli olduğunu düşündürür ve sonuç olarak mutsuz oluruz. Yaptığımız bir plan istediğimiz sonucu vermediğinde aslında bunu sorun etmeyiz. Sorun kendimizi bir haksızlığa kurban gitmiş gibi hissettiğimizde ortaya çıkar.
Beklenmedik bir olay canınızı sıktığında kendinize şunu söyleyin: 'Ben önemsemediğim sürece bu olay benim için bir şey ifade etmez, ki ben de zaten önemsemiyorum.' Bu çaresizce boyun eğmenin değil, derin bir anlayış ve mutluluğun göstergesidir.
Dr. Edwin A. Burtt, gerçek benliğin içgörüsünü çarpıcı bir şekilde tarif eder:
...Zayıf düşmek, ezilmek ve kendinizi bomboş hissetmek yerine, yeni bir güç ve bütünlük kazanır, bunun varolan tek gerçek güç ve bütünlük olduğunu fark edersiniz. Varolan tek gerçek bilgi ve özgürlüğe ulaşır, mutluluk olarak adlandırılmayı hak eden tek gerçek mutluluğa erişirsiniz. Kendinizi saldırgan bir tavırla ispat etme çabalarınızı bir kenara bırakır, başkalarına tek etkili yol gibi görünen bu tavır yerine eylemsizliği seçersiniz. Bunun sonucunda, ulaşmaya değer tüm hedeflere kendiliğinden ulaştığınızı görürsünüz.'
Bütün bunlar gerçekleştiğinde, içimiz sevgiyle dolar. Sevginin, şimdiye kadar düşündüğümüzden ne denli farklı olduğunu görüp şaşırırız. Sevgi bize her şeyi yeni bir biçimde gösterir; başkaları tarafından haksız saldırılara uğradığımız zaman içsel huzurumuzu korumamızı sağlar; eskiden bizi sıkboğaz edip endişe ve hayal kırıklığına sürükleyen arzuları alır götürür.
Sevgi dolu olduğumuzda istediğimizi yapabiliriz çünkü bu durumda ne kendimize ne de başkalarına zarar veririz. İçten bir sevgi asla hasara yol açamaz.
Nedir sevgi? Sevgi öncelikle bir ruh halidir; dışsal bir hareket olarak sevgi ancak bundan sonra gelir. Sevgi öncelikle içinizde hissedip bütünleştiğiniz, ardından da gösterdğiniz bir şeydir. Bu sıraya uyulması şarttır, çünkü aksi takdirde söz konusu olan gerçek sevgi değil, sevgi maskesi takmış başka bir şeydir.
Sevgimiz ne kadar gerçek ve büyük olursa, mutluluğumuz da o kadar gerçek ve büyük olur.
'PSİKO-PİKTOGRAFİ (Zihinsel Resim Yöntemiyle İçinizdeki Gücü Keşfedin)
-VERNON HOWARD'
IŞIK VE SEVGİYLE KALIN...