İlişki Sorularının Cevabı:
Bugün bir psikolojik problem ile karşılaştığınızda anne ve babanızı, ilk ev ortamınızı suçlamak çok kolaydır. Halbuki onların sizin üzerinizdeki etkisi sizin onlara ne yansıttığınız ile alakalıdır. Sıkıldığınız veya kızdığınız için bir ilişkiyi bitirmek kolaydır, karşı taraf ya kötüdür veya problemin kaynağıdır. Kızgınlığınızın gerçek nedenini aramadan, size zarar veremeyecek birine bütün sinirinizi boşaltmak kolaydır. Bilinçaltınızdakileri karşıdakine yansıtma olayını anlamamazlıktan gelmek yada unutmak ta kolaydır, eger bunu unutmazsak her kızgınlığın, kavganın, kuşkunun, bunalmanın, sıkılmanın esasında kendi içimizden çıktığını biliriz ve sorumluluğu almak zorunda kalırız. Yaşadığımız olaylar kendi iç dünyamızın yansımasıdır. Dışarıdan ne kadar çok diğerinin hatası gibi gözükse de bilinçaltımızın olaya katkısı mutlaka vardır, hiç bir sorun tamamen karşıdakinin suçu değildir.
Biz olayları böyle görmeye alışmadık, böyle yetişmedik, insan ilişkilerinde sorumluluğu almayı bilmiyoruz, hep savunma, hep karşıyı suçlama kolay geldi. Karşıdakine güvenmedik çünkü kendimize güvenmeyi öğrenemedik. İçimizi görmeyi ve anlamayı bilmediğimiz gibi, bilinçaltımızın esareti altına girmeyi de pek umursamadık.
Uzun, zorlu ve hayat boyu süren büyüme ve olgunlaşma sürecinde her bir gün kendimizi anlamak için ayrı bir fırsattır. İlişkilerimize daha bilinçli yaklaşmak ve mutlu olmak istiyorsak kendimizi gerçekten anlamaktan başka çare yoktur. Kendimizi gerçekten anlamak ise diğer yarımız olan bilinçdışımız ile bütünleşmekten geçer. Her doğum sancılıdır, ilizyonlarımızdan kurtulmaya calışırken acı çekmeyi, yanlış yapmayı göze almalıyız. Bazen kendimizi zayıf hissedebiliriz, zaten önemli olan karşıdakinin hatasını göz ardı edecek kadar büyük olmaktır. Kendi gururumuzu yaralamaktan kormayalım, benliğimizin bütünlüğü için zaman zaman egomuzun yara alması gerekiyor. Hayatın akışı hepimizin içinde, hepimiz evrenin bir parçasıyız, hepimizin içinde ermiş, bilge, hırsız, sanatçı, hilebaz, melek, katil, saf, akıllı bütün evrenin tohumu var. Kişiler farklı olabilir fakat içinde bulunduğumuz bu kollektif bilinç hepimizin. Kendimizin herşey ve hiç bir şey olduğunu hep hatırlayalım.
Hepimizin içinde bir parça, ilgi bekleyen bir çocuk var. O çocuk devamlı bastırıldı, çünkü etrafın beklentilerinde veya kendimize çizdiğimiz imajda bu çocuğa yer yoktu. Halbuki ona bir parça önem verirsek, kendimize verdiğimiz değer de artar, çünkü artık bir bütün oluruz. Kendinizi sevmezseniz kimseyi sevemezsiniz. Psikolojik olgunluk ise başka bir şeydir, bu içteki çocuk kavramından çok farklıdır, onun çocuk kalması hayatı karartır. İçimizdeki çocuğu anlamak bize psikolojik olgunluk getirir. İçinizdeki her kıskançlığın, isteğin, bencilliğin, bağımlılığın arkasındaki nedenleri araştırmaya çalışın, bu çirkini kırılgan fakat değerli bir varlığa dönüştürür. Çirkin ördek yavrusu, içinde acaba ne gibi bir hazine taşıyor? Bu çirkinliklerin nedenini araştırırken edineceğimiz bilgi gerçek hazinemizdir. Aşağılık komplekslerimizin olduğunu kabul etmek zordur, herkesin içinde hem aşağılık hemde büyüklük kompleksleri yeterince vardır. Fakat onları bastırarak yaşamak çok acı verir, ilişkilerimizi ve dolayısı ile hayatımızı zehirler. Onlara gereken önemi verin ve onları anlamaya çalışın. Her zaman doğru, akıllı, becerikli gözükmek bizi rahatlatsa da, intikam alırken ne kadar çok gerekçemiz vardı, başkasına kötülük yaparken içimiz ne kadar da rahattı.
Bir şekilde kendi kendimizin terapisti ve psikoloğu olmak zorundayız., psikoloji veya astrolojinin yardımı ile kendi hayatımızı bütünleştirmenin sorumluluğu bizdedir. Tabi bazı durumlarda ve hayatımızın bazı dönemlerinde profesyonel yardım almak veya grup terapisi işlevini gören bir grup tecrübesinden faydalanmak gerekebilir. Fakat kafamızı kuma gömüp, ağzımızı sıkı kapatmanın bize hiç bir faydası yoktur.
Gerçeği bulmak için bir müddet karanlıklarda dolaşmak gerekebilir fakat doğru anlayış ve farkındalık bir süre sonra birden gelecektir ve sonra hayata bakış açınız değisir. Eğer etrafta kör olarak dolaşmıyorsanız en çok ihtiyacınız olduğu dönemlerde bilinçdışınız size doğru yolu gösterir ve sizi yolculuğunuzda bir sonraki seviyeye çıkarır. Bilinçdışından gelen semboller rüyalar, fantazi ve hayalerinizin içindeki ögeler ile bilincimize ulaşır. Bu sembolleri yorumlamada astroloji de bir yöntemdir çünkü astroloji aslında yıldızlara yansıtılmış insan psikolojisidir. Yeterki bu sembolleri anlama çabası içine girelim, bilinçdışımızın sorumluluğunu alalım.
Hiç birimizin aşkı tanımlama gibi bir bilgisi olamaz, bu çok çesitli ve bir çok formda oluşabilecek, kendimizin yaşadığı, kendimize ait bir duygudur. Onun gizemini eğer anlayabildiysek, beni sevseydi, şunu bunu yapmazdı şeklinde serzenişlerimiz olmaz. Çünkü sizin bu ölçünüze katkıda bulunan bilinçdışı, karşıdakinde aynı formda değildir. Bu yansıtmalarımıza da saygı duymalıyız, onlar bizim ruhumuzun parçasıdır ancak onların sadece bizim parçamız olduğunu anlayalım. Masallarda anlatılan prens te prenses te içimizdedir ve onları buluşturup, birleştirmemiz gerekiyor. Bu birliktelik ile yeniden doğulur ve ilişkilerin kördüğümü çözülür. Ve sonsuza kadar mutlu yaşanır....
Pelin Hattatoğlu