Acem şehirlerinin birinde yaşlı annesi ile yaşayan bir adam varmış. Bu adamcağız çok çalışkan ve becerikli biriymiş. İşini pek severek yaptığından çalışırken vaktin nasıl geçtiğini anlamaz, günün sonunda tatlı bir yorgunlukla evine dönerken hissettiği iç huzuru ona yorgunluğunu dahi unuttururmuş. Gel zaman git zaman işleri ters gitmeye, olmayacak aksilikler ard arda gelmeye başlamış. Bu duruma hem hayret ediyor, hem de üzülüyormuş. Üstelik içindeki huzur duygusu da yerini zamanla peydah olmaya başlayan bir iç sıkıntısına bırakmaya başlamış. Günlerden bir gün akşam evine döndüğünde öylesine kederliymiş ki acaba annesine derdini anlatırsa yüreği ferahlar mı diye düşünmüş. Senelerdir yanında çalıştığı dükkan sahibinin o gün kendisine söylediği bir söze çok içerlemiş. Annesine olan biteni anlattığında annesi de en az onun kadar üzülmüş ama yaşlı kadın bir yandan da onu rahatlatmaya, teselli etmeye çalışmış.
Ertesi gün dükkanda işleri zannettiği kadar zor geçmese de yine de pek neşesiz geçen bir günden sonra eve gelmiş. Kapıdan içeri girdiğinde her zaman sakin bir şekilde otururken bulduğu annesi yerinden kalkarak yanına gelmiş ve 'Yemeğini yiyince yanıma gel, sana bir şey göstereceğim' demiş. Ana yüreği ne de olsa, ne kadar telaş ve korku içerisinde olsa da oğluna pek hissettirmeden onun yemeğini yemesini bekleyecek kadar sabrediyormuş. Oğlu da duruma pek bir anlam verememiş ama diğer yandan da meraklanmaya başlamış. Alelacele yemeğini yiyip annesinin yanına geldiğinde kadın 'Dün gece yine ses duydum, beni senin hakkında uyardı, azarlar gibi yüksek sesle bağırdı' demiş ve oğluna bir kağıt uzatıvermiş. 'Duyduklarımdan hatırımda kalanları buraya yazdım, işte oku' demiş.
Adam kağıdı almış ve okumaya başlamış: 'Bu ona bir uyarıdır! Oradan hemen ilgisini kessin. Bu, işle ilgili bir uyarıdır. Tövbe etsin! Allah'ına, Peygamberine dönsün. Kitapları atsın. Peygamberinin yolundan ayrılmasın. Kuran'ı okusun.'
Adam şaşkınlık içinde okuduklarına anlam vermeye çalışmış. Kafası öyle karışıkmış ki ilk içinden geçen düşünce çalıştığı dükkandan ayrılması gerektiği olmuş. Ama annesi sanki onun doğru düşünemediğini anlamış gibi konuşmaya başlamış. 'Oğlum, ne olursun o dergaha gitme artık, lütfen beni dinle, bırak, gitme!' demiş.
Aklının köşesinden bile geçmeyen bu sözü duyunca daha da çok şaşırmış. 'Nasıl olur anne? Orası da Allah yolu, Peygamber yolu. Neden böyle söylüyorsun? Orada da Kuran var, başka güzel bilgiler de var' diyerek annesini yatıştırmaya çalışmış. Bir yandan da düşünüyormuş, 'Bazı sıkıntılar ve eksiklikler yaşamış olsak ta herhalde gereği böyleydi. Hem son zamanlarda daha bir huzur ve teslimiyet içerisindeydim. Anlayamıyorum, nasıl böyle bir yol uygun olmasın ki?'
Yine annesine dönüp sormuş: 'Hem sen de gelip görmedin mi? Orada Kuran'dan ve diğer öğretici hikayelerden bahseden Allah yolunda temiz niyetli insanlardan başka ne gördün ki?'
Ama annesi hiç oralı olmamış. Sürekli olarak duyduğu sesin ona yüksek sesle azarlar gibi bağırdığını, kızdığını söylüyor, orası sana uygun değil diyormuş. Sonunda kadıncağız bakmış ki oğluyla başa çıkamıyor sonunda Allah aşkına gitme diyerek ağlamaya başlamış. Annesinin halini gören adamın birden yüreği ezilmiş, içinde derin bir sızı duymuş. Bakmış ki olacak gibi değil, annesine artık oraya gitmeyeceğine dair söz vererek kadıncağızı yatıştırmış.
Aslında kağıtta yazılanlar da yabana atılır şeyler değilmiş, bu apaçık bana bir ikaz, bu söylenenleri yerine getirmem gerekir diyormuş içinden. Kafası karmakarışık, anlamaya çalışıyor ancak bir türlü mana veremiyormuş. 'Orası da Allah yolu, neden bana uygun değil, yoksa ben mi uygun değilim de olanlar bir bahane mi?' diye düşünüyormuş. 'Tam da alışmaya başlamışken, vazifeleri tam olarak yapmaya niyetlenmişken niye böyle oldu?'
Boşa tartmış olmamış, doluya koymuş almamış, sonunda aklına bir söz gelmiş, işte sebebi bu olmalı demiş: 'Kulun Hakk'ın hükümlerine karşı ölü gibi olması lazımdır.'
Herkese sevgiler...