Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Mutlu insan başarıya daha yakındır ( KOBİ EFOR dergisi Ocak 2008 )  (Okunma sayısı 1484 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

HarikaTurunç

  • Ziyaretçi
Mutlu insan başarıya daha yakındır
KOBİ EFOR dergisi Ocak 2008 yazısı


Slogan bir başlık, kışkırtıcı ve belki de düşündürücü ama mutlulukla başarı el ele gider mi yoksa birbirinin nedeni ve sonucu mu? Saatlerce belki de günlerce tartışılacak bir konu gibi duruyor aslında. Başarının mutluluğu getirdiği düşünülür; hatta hedeflere ulaşmanın kendisi bir mutluluk durumudur gibi görünür ama tecrübelerim, bunun her zaman böyle olmadığını söylüyor. Başarı her zaman mutluluğu getirmiyor; getirmiş gibi görünse bile kısa bir anlık mutluluk dışında “eski tas, eski hamam” durumuna dönülüyor ve  herkes başladığı yere geri dönüyor.
 

Nedeni aslında çok basit. Mutlu olabilmek bir kişilik sorunudur; her şeyden önce kişi büyüme ve gelişme sürecinde mutlu olabilmeyi, tutkularının esaretinden kurtulabilmeyi, sade ve yalın yaşamayı, bağımlılıklarını en aza indirmeyi öğrenmek zorundadır. Kolay gibi görünse de zor bir durum. Reklamlar, yeni Amerikancı öğretiler, sinema filmleri, köşe dönmeci zihniyet, insanı gittikçe kendine olduğu kadar çevresine ve yaşama da yabancılaştırıyor. Bu boşluk, bir şeyle dolmak zorunda. Boşluğu doldurmak için de insanın sınırlarını zorlayan bir şeyler yapması gerekiyor. Tutku kökenli, hırs, ihtiras ve ben merkezli bir yaşam tarzı tuzağına düşüyor modern insan; dünyayı tersine bile çevirse ağzıyla kuş tutsa bile tatmin olması imkansızlaşıyor. Başarı sıradanlaşıyor ve kişiyi bir anafor gibi içine çekiyor. İmkansız değil kurtulmak bu anafordan. Yukarıda söylediğimiz gibi hayat adamı; insanı olmak, bilgili olmasak da bilgeliği seçmek gerekiyor. Ağaç kovuğunda, kuru ekmeğe talim edelim demiyorum ama her şartlarda ve her koşulda mutlu olabilmeyi öğrenmek gerekiyor vakit varken.
 

Mutlu olabilmeyi bir alışkanlık hale getirmeyi öğrendiğimizde daha iyimser olmaya başlıyoruz; her zorluğa göğüs gerebiliyoruz kolaylıkla. Acılarımız daha bir anlamlı oluyor ve bizi büyütüyorlar doğal yoldan. Olgunlaşmaya başladığımızda, başarı dediğimiz şey bize daha da yakınlaşmaya başlıyor. Hatta başarının dışarıda bir yer ve nokta değil; “içimizde” ve “biz” olduğu gerçeğini keşfetmeye başlıyoruz. Başarısızlığın olmadığını; yaptığımız her şeyin ilk anda hedefine ulaşamasa bile onların bir deneyim olduğunu kavramaya başlıyoruz ki işte “bilgelik budur” diyesi geliyor insanın. Böylece başarısızlık korkusu ortadan kalkıyor; başarının mutlu olabilmeyi öğrenmiş insana neden bu kadar daha yakın olduğu gerçeğini kavramaya başlıyoruz. Başarılı olmuş ama mutsuz, bahtsız, mutluluğu garip bağımlılıklarda arayan insanları gördükçe başarıdan önce mutlu olabilmenin okullarının açılması veya ilk ve orta eğitimde bunun derslerinin gerçekten verilmesi gerekiyor. Mutsuzluğun her şeye sahip olunmasına karşın hala becerilememesinin tüm araştırmalarını da yapmaları gerekiyor yöneticilerin. Mutlu olmadığı halde mutluymuş gibi rol yapmanın da kurallara aykırı olması gerektiğini bir kural olarak benimsemek gerekiyor haliyle. Mutlu olabilmek başarılı olabilmekten daha zor ama imkansız değil. Çocukları izlersek hatırlayabiliriz aslında. Bir reklam “kirlenmek güzeldir” diyor ama ruh kirlenince onu yıkayacak deterjan bulmak imkansızlaştığı için belki de sloganı “elbisen kirlenebilir ama ruhun ve aklın değil” olarak değiştirmek gerekiyor.
 

Hem başarılı hem de mutlu olabiliyorsak “yeme de yanında yat” derler ya işte öyle. Hidayete erişmiş oluruz o zaman. Kimbilir her yerde anlatılan başarı öyküleri bir “öykü” olmaktan çıkar “gerçeğe” dönüşür. Gökten üç elma düşer birisi mutlu olabilene, diğeri başarıyı yakalayanlara ve üçüncüsü de büyük bir özveri ve alınteri ile hazırlanan, elinize aldığınızda ufkunuzu açan, sorunlarınızı gündeme getiren, sizi geliştiren, değiştiren 100. sayısına ulaşan KobiEfor’un başına…
 

Mutlulukla…
 


Prof. Dr. Turgay Biçer