İnternette rastladım, çok ilginç geldi. İlk hikaye tamamıyla sezgilere dayalı algılanıyor, rüyalarımız gibi. İkincisi ise hikayenin aslı.
Hışırtı yavaş yavaş yaklaştı. Önce rüzgarı çarptı sonra soğuk mavi
"Sen hala oturuyor musun burada?! Geç kalıyorsun okula"
Tüm yeşiller, kırmızı ve pembeler cıvıldaştı, bu soğuktan kaçınmak için birbirlerinin arkasına saklandılar. Hışırtı uzaklaşmıştı.
Uzun dalgın, oturduğu yerden doğruldu. Katı dördün üzerine saçılmış irili ufaklı böğürtü tutaçlarını toparladı, kırmızının içine yerleştirdi. Değiş tokuşta acıkırım diye biraz yumuşak tatlı sıkıştırdı kırmızının kenarına.
Uzaktan şıngırtı geliyordu, hemen ardından soğuk mavi geldi
"Zil çalıyor, arkadaşın geldi. Duyuyor musun?"
Ona sıcak bir sabırsız gönderdi.
Zıplayan yumuşaklarını giyindi, kırmızıyı arkasına taktı, yontulmuş yeşil canı açtı.
=======
Ayak sesleri yavaş yavaş yaklaştı. Babaannesinin buyurgan sesi duyuldu
"Sen hala oturuyor musun burada?! Geç kalıyorsun okula"
Hayallerine dalmış olan çocuğun bedeni irkiltiyle titredi. Ayak sesleri uzaklaşmıştı.
Erol, oturduğu yerden doğruldu. Masanın üzerine saçılmış irili ufaklı kitap ve defterleri toparladı, çantasına yerleştirdi. Okulda acıkırım diye bir tane topkek sıkıştırdı çantanın kenarına.
Uzaktan kapı zili duyuluyordu, hemen ardından o buyurgan ses geldi
"Zil çalıyor, arkadaşın geldi, Duyuyor musun?"
Ona "aman iyi beaaaa!" diye söylendi
Spor ayakkabılarını giydi, çantayı sırtına taktı ve kapıyı açtı.
İlki bana Nostradamus'un kehanetlerini anımsattı:) Sayısız yorumlar yapabiliriz, ama gerçek olan ise bir tane, tamamını görmeden asla bilemeyeceğiz...
Herkese sevgilerimle