Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: DERİ  (Okunma sayısı 1710 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı zahide

  • Kıdemli üye
  • Üye
  • *
  • İleti: 118
  • Karma: +0/-0
  • Cinsiyet: Bayan
DERİ
« : 16 Şubat 2007, 12:21:29 »
DERİ  
   
 Bedenimizin en önemli koruyucu organı olan derimizin üstlenmiş olduğu görevler çok çeşitlidir. Tam bir bütünlükle bedenimizi örten deri tabakası olmasaydı, kısa sürede güçlü bir enfeksiyon veya alerjik bir şok sonucunda ölürdük, çünkü bedenimizi yaralanmalardan, ışıktan, kimyasal maddelerden, yüksek ısılardan ve mikropların içimize sızmasından ancak derimiz koruyabilir. Bu görevlerden bazıları, örneğin enfeksiyona karşı korunma, karmaşık ekolojik işlevlerle gerçekleşir. Deri, mikrop önleyici maddeler salgılamakla kalmayıp sağlığımızı korumakla görevli bazı doğal bakteri bileşimlerini de bünyesinde taşır. Deri yüzeyinde yerleşmiş olan bu dost bakteriler, bedene sızmaya çalışan mikroorganizmaları durdurabilmek için onların yaşam şartlarına uygun olmayan çevresel ortamlar oluştururlar.
Antibiyotik tedavilerinin olası tehlikelerinden biri de, sağlığımızı korumakla görevli bu doğal bakteri bileşimlerinin yok edilmesi ve böylece, enfeksiyonların deri altına ulaşabilmesinin mümkün kılınmasıdır. Aynı problem, başlıca etkisi doğal bakterileri yok ederek fevkalade bir dengeyi bozmak olan kimyasal deodorantların kullanımında ortaya çıkabilir.

Deri, pek çok bakımdan sağlam ve uyumlu bir metabolizmanın korunmasından da sorumludur. Bir yandan bedenin su, tuz ve organik madde kaybını önlerken öte yandan, kullanılmış besin maddelerinin ve suyun dışkılanmasını sağlayan dört önemli organdan biridir. Bedenin dışkılaması gereken atık maddelerin neredeyse dörtte birini dışkılamakla görevli olduğu için, derinin işlevlerindeki herhangi bir aksaklık, öteki dışkılama organlarını (böbrek, akciğer, bağırsak) olumsuz etkileyebilir. Derinin dışkılama kapasitesindeki bir aksaklık, öteki dışkılama organlarında ikincil rahatsızlıklara yol açabilir. Diğer taraftan, öteki dışkılama organlarındaki herhangi bir işlev bozukluğu da deri rahatsızlıklarına yol açabilir.

Ter bezlerinin yardımıyla bedenin sıvı dengesini düzenleyen deri, beden ısısının normal düzeyde tutulmasında da önemli rol oynar.

Yüzeyinin geneli duyum sinirleri ile örülü olduğu için, çevremizle oluşturduğumuz fiziksel ilişkileri deri sayesinde gerçekleştirebiliriz. Embriyonun gelişiminde derinin ve sinir dokularının aynı kaynaktan oluşması, deri ve sinir sistemi arasındaki yakın ilişkinin başlıca göstergesidir. Bu ilişki, iç dünyamızın ve onun yansımalarının fiziksel bir dışavurumu olarak da görülebilir. Bu bağlamda, genelde deri hastalıklarının ruhsal problemlerin dışa yansıması olarak görülmesi ve bu doğrultuda tedavi edilmesi gerekir. Deri, ancak ender durumlarda, örneğin eziklerde ve açık yaralarda, bedenin geri kalan bölümü hesaba katılmadan tedavi edilebilir!

Deriyi İyileştirebilecek Şifalı Bitkiler

Deri problemleri çeşitli iç hastalıklarının bir dışavurumu olduğuna göre, tedavisinde pek çok bitki kullanılabilir, ama bunların arasında öncelikle anılması gereken bazı özel bitkiler vardır. Burada, özellikle yara iyileştirici, kan temizleyici, terletici, mikrop kırıcı ve sinir sistemini güçlendirici bitkilerin ele alınması gerekiyor.

Yara iyileştirici ilaçlar
Taze kesik yaralarının ve açık yaraların iyileşmesini kolaylaştıran bitkiler açısından doğamız çok zengindir. Her tür bedensel yaralanma en sık rastlanan bir durum olduğu için, içinde yaşadığımız doğal ortamda pek çok yara iyileştirici bitki bulabilmek mümkündür. Bu bitkilerin bazıları kan durdurucu, deriyi sıkıştırıcı-güçlendirici veya yarayı hızla kapatıcı özelliklere sahiptirler. En çok kullanılan yara iyileştirici bitkiler: Sinirliot, aynısafa, atkuyruğu, civanperçemi, arslanpençesi, sarı kantaron, karakafesotu, yoğurtotu (yapışkanotu), mayıs papatyası, ısırganotu, ceviz yaprağı, meşe kabuğu.

Kan temizleyici ilaçlar

Kan temizleyici ilaçlar, kirlenmiş kanı yeniden eski değerlerine kavuşturarak sağlıklı bir işlevin öncelikli şartını oluşturur. Bu ilaçların etkileyiş biçimleri henüz tam bir açıklığa kavuşturulamamıştır: Ama onlar yine de etkin ilaçlardır ve metabolizma aksaklıklarından kaynaklanan deri hastalıklarında belki de en başarılı olanlardır. Tüm bedeni temizleyebilirler, ama bu arada etkinliklerini bazı alanlarda yoğunlaştırabilirler de. Bazısı böbrekleri etkiler, bazısı karaciğeri vs. Bu nedenle, başarılı oldukları alanlara göre seçilmelerinde yarar vardır. Kan temizleyici önemli bitkiler: Isırganotu, atkuyruğu, yoğurtotu(yapışkanotu), böğürtlen yaprağı, kırmızı yonca, ahududu yaprağı, hindiba kökü ve yaprağı, civanperçemi, sinirliot, aynısafa, kırlangıçotu, huş ağacı yaprağı, eğir kökü, rezene, melekotu kökü, kereviz yaprağı, soğan.

Bitkiler tek tek veya birkaçı harmanlanarak, 2-3 haftalık çay kürü biçiminde kullanılabilir. Yarım veya bir tatlı kaşığı bitki, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır, 8-10 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-3 bardak taze demlenmiş çay, soğutulmadan, aç karnına veya öğün aralarında içilir. İçilen her bardak çaya yarım veya bir tatlı kaşığı İsveç Şurubu eklendiğinde, etki daha da artar.

Mikrop kırıcı ilaçlar

Bazı deri hastalıklarında, bedeni zararlı mikroorganizmalardan arındırmak için, mikrop kırıcı ilaçların kullanılması gerekebilir. Bu konuda önde gelen bitkiler: Ökaliptus yaprağı, kekik, echinacea kökü veya preparatları, aynısafa, mayıs papatyası, lavanta, sarmısak.

Bitkiler tek tek veya harmanlanarak, 2-3 haftalık kürler halinde, günde 2-3 bardak çay, aç karnına veya öğün aralarında içilerek kullanılır.

-Havuç suyu, nöbet şekeri ile karıştırılarak içilebilir.

-Bir çay fincanının içine taze bir yumurta koyulur ve üstü örtülene kadar elma sirkesi eklenir. 24 saat sonra, yumuşayan kabuk atılır, yumurta sirkede iyice ezilir ve üstüne çiçek balı eklenerek iyice çalkalanır. Gün boyunca pek çok kere 1 tatlı kaşığı içilir. Bu reçete özellikle çocuklar için önerilir.

-Kuru soğanın özsuyu balla karıştırılır ve 10 dakika ağır ateşte kaynatılır. Günde 2-3 kere 1 tatlı kaşığı alınır.

-1-3 diş ezilmiş sarmısak, 1 bardak kaynar sütle haşlanır, 10 dakika demlendikten sonra süzülür, balla tatlandırılarak, soğutulmadan, günde 1-2 bardak içilir.

Derinin Hastalık Belirtileri

Bilimsel tıp, çeşitli deri hastalıklarını histolojik bulgulara göre, yani deri dokusundaki değişimlere göre sınıflandırır. Bu varsayım, deri hastalıklarının bazı içsel problemlerin dışa yansıması olduğu ve lokal bir belirti olarak tedavi edilemeyeceği gerçeğinin görmezden gelindiğinin başlıca ifadesidir. Ama biz, deri problemlerine yol açan nedenleri, belirli gruplar halinde sınıflandırabiliriz. Bazı kesişme noktaları olmakla birlikte, genelde üç etki alanından söz edilebilir: Sedef hastalığı ve bazı egzamalar gibi, yalnızca içsel problemlerden kaynaklanabilecek deri hastalıklarına yol açan, içsel nedenler; dış etkenlerden kaynaklanan deri problemlerine yol açan(açık yara, ezik veya güneş yanığı) dışsal nedenler. Alerjik deri reaksiyonlarında, bakteri veya mantar enfeksiyonlarında olduğu gibi, dış etkilere karşı oluşan deri reaksiyonlarında, bu etkenlere karşı koyabilecek gücün beden tarafından oluşturulamaması.

Farklı nedenlerden kaynaklanan tüm deri problemlerine karşı kullanılabilecek çeşitli bitkiler mevcuttur. İçsel nedenlerden kaynaklanan deri problemlerinin tedavileri, bu içsel nedenleri hedeflemelidir, çünkü, merhem kullanımı türü lokal tedaviler, kaynaktaki probleme ulaşamazlar. Dış etkenlerden kaynaklanan problemlerde merhem kullanımı tabii ki yeterli olabilir.

İçsel nedenler
Pek çok kişiye büyük sıkıntılar yaşatan inatçı ve kronik deri hastalıkları, genellikle içsel problemlerden kaynaklanır. Derimiz, bizimle dünya arasında köprü görevini üstlenir, işte bu yüzden yaşamımızdaki uyumsuzlukları, genellikle derimiz dışa yansıtır. Bu uyumsuzluklar fiziksel veya genetik kökenli olabilir, karaciğere, böbreklere, dolaşım sistemine veya öteki beden sistemlerine odaklanmış olabilir.

Nedenler çok değişik ama etkiler aynı olabilir. Bedenin içinden kaynaklanan bu tür hastalıkların etkinlikle tedavi edilebilmeleri için, bilinmeyen bu kaynağı(organı) etkileyebilecek özelliğe sahip etkenlerin teşhis edilmesi gerekir.
Her  Şeyin Mevsimi, Her Amacın Bir Zamanı Vardır.Doğma Zamanı, Ekme Zamanı ve Ektiğini Biçme Zamanı. Tanrı Her Şeyi Zamanında Güzel Olacak Şekilde Yarattı.