Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Meditasyona Yeni Başlayanlar İçin Tavsiyeler  (Okunma sayısı 2049 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı natalie

  • Genel Yönetici
  • Üye
  • *
  • İleti: 1747
  • Karma: +0/-0
  • Cinsiyet: Bayan
    • pulcinella
Meditasyona Yeni Başlayanlar İçin Tavsiyeler
« : 02 Temmuz 2009, 23:33:43 »
Yeterli alanı sağla. Doğru yeri bul. Rahat ol. Ve katarsis ile başla.

YETERLİ ALAN

Meditasyonu denemeye başlayacağın zamanlarda telefonunu fişten çekip, kendini bağımsız kıl. Kapına, meditasyon yapıyor olman nedeniyle bir saat boyunca kimsenin kapını çalmaması gerektiğini belirten bir not yaz. Ve meditasyon odasına girerken ayakkabılarını çıkart çünkü kutsal bir yerde yürümektesin. Yalnızca ayakkabılarını da değil, seni meşgul etmekte olan her ne varsa hepsini kapıda bırak. Bilinçli olarak her şeyi ayakkabılarınla birlikte dışarıda bırak. İçeriye bir şeyle meşgul olmadan, boş bir şekilde gir. Yirmi dört saatten bir saati herkes alabilir. Yirmi üç saati meşguliyetlerine, düşüncelerine, hırslarına, arzularına, gelecek planlarına ver. Bir saati tüm bunların arasından al ve sonunda, yalnızca bu bir saatin aslında hayatının gerçek saati olduğunu göreceksin; şu bıraktığın yirmi üç saatin ise tam bir kayıp olduğunu… Yalnızca bu bir saat kurtulmuş, ve geriye kalanlar ise kaybolup gitmiş.

DOĞRU YER

Meditasyonu kolaylaştıran bir yer bulmalısın. Örneğin, bir ağacın altında oturmak yardımcı olacaktır. Bir sinema salonunun önüne gidip oturacağına ya da bir tren istasyon platformunda oturacağına, doğaya; dağlara, ağaçlara, nehirlere, Tao’nun hala akmakta olduğu, titreştiği, nabzının attığı, her yöne yayıldığı yerlere git. Ağaçlar sürekli meditasyon halindedir.
Sessiz, öylece; meditasyondur bu. Sana ağaç ol demiyorum, bir Buda haline gelmelisin! Fakat Buda’nın ağaç ile ortak noktası, onun bir ağaç kadar yeşil, öz sıvısı ile dolup taşıyor ve kutlama içerisinde olmasıdır — arada bir fark vardır elbette. O bilinçlidir, ağaç ise değil. Ağaç, bilinçsizce Tao içerisindedir, bir Buda ise bilinçli olarak… İşte büyük fark da burada, yer ile gök arasındakindedir.

Fakat, bir de hayal et; güzel kuşların şakıdığı, kumruların etrafında dansettiği bir ağacın yanı
başında oturuyorsun, ya da akmakta olan bir ırmağın ve onun akış sesinin veya bir şelalenin
ve onun muhteşem müziğinin yanı başındasın…
Kendine henüz doğanın zarar verilmemiş, kirletilmemiş bir yerini bul. Şayet böyle bir yer
bulamayacak olursan da yalnızca kapılarını kapayıp kendi odanda otur. Şayet mümkünse
evinde meditasyon için özel bir yerin olsun. Sadece küçücük bir köşe bile bu işi görür; yalnız,
sadece meditasyon için kullanılması koşuluyla.
Peki neden sadece meditasyon için bir yer — çünkü her tür eylem kendi titreşimlerini yaratır.
Eğer bu yerde yalnızca meditasyon yapacak olursan, orası meditatif hale gelir. Her gün
meditasyon yaptığında, orası senin meditasyonda olduğun anlardaki titreşimleri içine çekip
biriktirecektir. Ertesi gün aynı yere döndüğünde birikmiş olan titreşimler tekrar senin üzerine
düşmeye başlayacaktır. Onlar sana yardımcı olur, sana çabanın karşılığını sunar, sana tepki
verirler.

Bir kimse gerçek anlamda bir meditasyoncu haline geldiğinde, sinema salonunun önünde, tren istasyonu
platformunda oturup meditasyon yapabilir.

On beş yıl boyunca her gün ama her gün sürekli bir şekilde, tren, araba, uçak demeden
seyahat edip durdum. Ama hiç fark etmez. Bir kez varlığının içerisinde kök saldın mı, hiçbir
şeyin önemi yoktur. Fakat böyle bir şey yeni başlayanlara göre değildir.
Ağaç bir kez kök saldıktan sonra ister rüzgâr essin, ister yağmur yağsın, isterse de bulutlar
gök gürültüsü kopartsın, hepsi kabulüdür artık. Tüm bunlar ağaca bütünsellik katar. Fakat
ağaç henüz küçük ve nazik iken, küçücük bir çocuk yada yoldan geçmekte olan bir inek bile
tehlikeli olabilir; onu yok edebilir.

RAHAT OL

Oturuş öyle olmalıdır ki, bedenini unutabilmelisin. Rahat olmak ne demektir? Bedenini
unutabildiğinde rahatsındır. Sürekli bedenin tarafından hatırlatıldığındaysa rahat değilsindir.
Bu durumda, sandalyede mi, yoksa yerde mi oturuyor olduğunun bir önemi yoktur. Rahat ol,
çünkü bedenen rahatsız olacak olursan, daha derin katmanlardaki saadetleri arzulayamazsın:
ilk düzeyi kaçıracak olursan tüm diğerleri sana kapanacaktır. Şayet gerçekten mutlu, dingin
olmak istiyorsan, o zaman ilk adımdan itibaren zevk almaya başlamalısın. İçsel esrimeye
ulaşmak isteyen bir kimse için temel gereksinim, bedenin rahat olmasıdır.

KATARSİS İLE BAŞLA

Ben hiçbir zaman insanlara sadece oturarak başlamalarını söylemem. Başlamanın kolay
olduğu yerden başla. Aksi takdirde, aslında varolmayan gereksiz bir çok şeyi hissetmeye
başlarsın.

Eğer oturarak başlarsan, içinde çok rahatsızlıklar hissedeceksin. Ne kadar oturmaya çalışırsan, o kadar
rahatsızlık hissedilecektir. Farkına varacağın tek şey çılgın zihnin olacaktır. Bu da sende
depresyon yaratacaktır; kendini engellenmiş hissedeceksin, mutlu değil. Aksine, delirmekte
olduğunu hissedeceksin. Ve bazen gerçekten de çıldırabilirsin!
Şayet samimi bir şekilde yalnızca oturmak için çaba sarfedersen, gerçekten de çıldırabilirsin.
İnsanlar gerçekten, içten bir şekilde bunu denemediklerindendir ki, delirmeler çok sık
olmamaktadır. Oturuş pozisyonu vasıtasıyla, içinde varolan pek çok çılgınca şeyi görmeye
başlarsın ve eğer yeterince içtenlikli ve dürüst bir şekilde bu işe devam edecek olursan
gerçekten çıldırabilirsin. Geçmişte bu, bir çok kereler gerçekleşti. Bu nedenledir ki,
engellenme, depresyon, ruhsal rahatsızlık hissi yaratabilecek bir şeyi hiç bir zaman önermem
… senin deliliğinin fazlasıyla farkına varmana izin verebilecek hiçbir şeyi. İçinde varolan
deliliğin farkına varmaya henüz hazır olmayabilirsin.
Bazı şeyler hakkında bilgi sahibi olman için adım adım ilerlemene izin verilebilir. Bilgi her
zaman iyi değildir. Senin onu sindirebilme kapasiten elverdiğince, onun yavaşça göz önüne
serilmesi gerekir.

Ben senin deliliğin ile başlayacağım, oturuş ile değil. Ben senin deliliğine izin vereceğim. Eğer
çılgınca dans edecek olursan, içinde tam tersi gerçekleşir. Çılgın bir dans ile, içinde varolan
sessiz bir noktanın varlığını fark edersin; sessizce oturduğunda ise, deliliğinin farkına varırsın.
Farkındalığın eşiği her zaman tam zıt olandır.

Senin çılgınca, kaotik olarak dansetmenle, ağlaman, kaotik nefes alıp verişinle, ben senin
deliliğine izin vermiş oluyorum. O zamandır ki sen, çeperindeki deliliğin zıddı olan içindeki
fark edilmesi daha zor sessiz ve kıpırtısız bir noktayı ayırt edersin. Son derece mutlu, huzurlu
hissedeceksin; merkezinde içsel bir sessizlik vardır. Fakat sadece oturacak olursan, o zaman
içerideki delinin tekidir. Dışında sessizsindir ama içinde bir delisindir.
Eğer aktif, pozitif, canlı, hareketli bir şeyle başlayacak olursan daha iyidir. O zaman içsel bir
dinginliğin gelişmeye başladığını hissedersin. O geliştikçe oturuş, yatış gibi daha çok sessiz
meditasyon mümkün hale gelmeye başlar. Ancak, o zamana kadar her şey farklı, tamamen
farklı hale gelir.

Hareketle, eylemle başlayan bir meditasyon tekniği sana başka yönlerden de yardımcı olur. O
bir boşalıma dönüşür. Sen sadece oturduğunda engellenmiş olursun; zihnin hareket etmek
isterken sen oturmaktasındır. Tüm kasların ve tüm sinir sistemin kasılır. Sen doğal olmayan
bir şeyi kendini zorlayarak yapmaya çalışırsın. Sonra da kendini zorlayan ve zorlanmaya
maruz kalan olarak ikiye bölersin. Ve aslında baskıya ve zorlanmaya maruz kalan kısmın
daha gerçek olanıdır. O kısmın, zihninin baskıcı kısmından daha büyük olanıdır ve büyük
olanın kazanması kesindir.

Baskı altına alınan, dışa atılmalıdır, bastırılmamalıdır. O, içinde birikim yaratmış olmalıdır
çünkü sürekli bir biçimde onu baskılamaktasın. Tüm yetiştirilme tarzları, medeniyet, eğitim
sistemi baskıcıdır. Bastırdığın bir çok şeyden kolaylıkla kurtulman farklı bir eğitim; çok daha
bilinçli bir eğitim ve daha fazla farkındalığa sahip anne babalar ile mümkün olabilirdi. Zihnin
içsel mekanizmalarının bilincinde olan bir kültür, bir çok şeyi atıp kurtulmana izin verirdi.
Örneğin, bir çocuk kızgınken biz ona “kızgın olma” deriz. O da kızgınlığını bastırmaya
başlar. Böyle böyle anlık olan şeyler sürekli hale dönüşür. Artık kızgın davranmayacak ama
kızgın kalacaktır. Geçmişteki bu anlık şeylerden, çok miktarda kızgınlığı içimizde biriktirmiş
olduk. Kızgınlık bastırılmadığı sürece hiç kimse sürekli kızgın kalamaz. Kızgınlık gelip giden
anlık bir şeydir; ifade edildiğinde, artık kızgın değilsindir. Dolayısıyla, ben çocuğun çok daha
özgürce kızmasına izin vereceğim. Kız ama en sonuna kadar. Bastırma.
Elbette sorunlar olacaktır. Sana “kız” denince gidip “birisine” kızacaksın. Fakat bir çocuğu
şekillendirebilirsin. Ona bir yastık verilip “Bu yastığa kızabilirsin. Ona şiddet
uygulayabilirsin,” denilebilir. Çocuk ta en başından kızgınlığını yönlendirebileceği bir şekilde
yetiştirilebilir. Kızgınlığı geçene kadar fırlatabileceği bir nesne verilebilir. Dakikalar,
saniyeler içinde kızgınlık kaybolmuş olacak ve herhangi bir kızgınlık birikimi olmayacaktır.
Kızgınlık, seks, şiddet, hırs — her şeyi biriktirmiş durumdasın. Artık bu birikimler içinde
çılgınlığa dönüşmüş durumda. Onlar orada, içinde. Örneğin yalnızca oturmaktan ibaret gibi
gözüken, baskılayıcı bir meditasyon yöntemiyle başlayacak olursan, bu çılgınlığın tümünü
bastırıyor ve onların açığa çıkmasına izin vermiyorsundur. Bu nedenledir ki ben bir boşalım
ile başlayacağım. Öncelikle bastırılmış duygularının havaya karışmasına izin ver. Ve
kızgınlığını havaya fırlatabildiğinde, olgunlaşmış olacaksın.
Şayet ben tek başıma sevemiyorsam, eğer yalnızca sevdiğim birisini sevebiliyorsam, o zaman
ben henüz olgun birisi değilimdir. O zaman sevebilmek için bile birisine bağımlıyım
demektir. Böyle bir sevgi, son derece yüzeyseldir. O, benim doğal bir parçam değildir. Odada
yalnızsam seviyor olduğum söylenemez, dolayısıyla da, sevmenin niteliği derinlere
inmemiştir; varlığımın bir parçası haline gelmemiştir.
Bağımlılıklarından kurtulduğun oranda olgunlaşmış olacaksın. Yalnızken kızabiliyorsan, daha
çok olgunsun demektir. Kızmak için bir nesneye ihtiyacın yok. Öyleyse benim boşalımla
başlamam bir zorunluluktur. Neye kızdığının farkında olmadan her şeyi göğe, açık boşluğa
fırlatmak durumundasın.

Kızmak isteyebileceğin birisi olmadan kız. Herhangi bir neden yokken ağla. Gül, sadece gül,
üzerinde gülünecek hiçbir şey yokken. Ancak o zaman tüm birikmiş şeyleri atabilirsin.
Hepsini öylece atabilirsin! Ve bir kez yöntemini bulduğunda, tüm geçmişin ağırlığından
kurtuldun demektir.
Saniyeler içerisinde tüm yaşamının — hatta yaşamlarının ağırlığından kurtulmuş olabilirsin.
Eğer her şeyi atmaya hazırsan, çılgınlığının açığa çıkmasına izin verirsen, saniyeler içerisinde
en derin temizliği yaparsın. Safsın artık; diri, masum. Şimdi, bu masumiyetinle, oturarak —
yada yere uzanma veya başka bir şey — meditasyon yapılabilirsin çünkü artık içinde oturmanı
rahatsız edecek çılgın barınmıyor.

İlk şey temizlenme — bir boşalma olmalıdır. Aksi takdirde, sadece nefes çalışmaları, öylece
oturma veyaasanas — yoga pozisyonları — ile bir şeyleri bastırmış olursun. Herşeyin
dışarı atılmasına izin verdiğinde, çok garip bir şey olur: oturma daasanas da ortaya
çıkıverir. Kendiliğinden gerçekleşecektir bu.
Boşalım ile başla ki, o zaman içinde iyi bir şeyler yeşerebilsin. O, tümden farklı olacaktır;
farklı bir niteliğe, farklı tarzda bir güzelliğe sahip olacaktır. Kendine has olacaktır. Sessizlik
sana geldiğinde, üzerine yağdığında yanlış bir şey olmayacaktır. Onu sen yeşertmeye
çalışmadın. O senin kapını çalar; başına gelir. Aynen, bir annenin karnında bebeğinin
gelişmekte olduğunu hissetmesi gibi, onun içinde büyüdüğünü hissetmeye başlarsın.
Meditasyon kamplarını yönettiğim zamanlarda her öğleden sonra herkesin diğer kişilerin işini
engellememek şartıyla hiçbir sınırlamanın olmadığı ve katılanların birlikte oturup her ne
yapmak isterlerse yapmalarına izin verildiği bir yöntem uyguluyorduk. Bin kişinin birden her
ne söylemek isterse söylediği, eğer ağlamak isterse ağladığı, gülmek istediğinde güldüğü…
Öylesine eğlenceli bir manzaraydı ki! Hayal bile edemeyeceğin kişiler, ciddi insanlar
böylesine aptalca şeyler yapıyorlar. Birisi yüzünü şekilden şekile sokup dilini olabildiğince
dışarı çıkarıyor ve biliyorsun ki, bu adam bir polis komiseri.
Bir adamı unutamıyorum çünkü her gün tam önümde otururdu. Ahmedabad’lı çok zengin
birisiydi ve tüm işi borsa ile ilgili olduğundan sürekli telefon başındaydı. Bu bir saatlik
meditasyona başladıktan iki üç dakika sonra telefonu eline alırmış gibi yapardı. Numaraları
çevirir ve “alo” derdi. Yüzündeki ifade sanki karşıdan cevap veriliyormuş gibiydi ve o da
“satın al” derdi.

Bu, bir saat boyunca orayı burayı arayıp durmasıyla sürüp giderdi ve arada bir de bana bakıp
gülümseyerek “Neler saçmalıyorum ben böyle!” derdi. Fakat ben kesinlikle ciddi
kalmalıydım. Ona hiç gülmedim. Böylece o da yeniden telefonlar etmeye başlardı ve “Kimse
beni dinlemiyor, herkes kendi işine kaptırmış kendisini,” diyordu. Bin kişi bir sürü şey
yapıyor … ve tüm bu şeyler onların zihnini sürekli meşgul edip duruyordu. Bu, onlar için, tüm
bunları dışarı çıkarmaları adına büyük bir fırsattı. Öylesine dramatikti ki!
Jayantibhai, Mount Abu’daki kampta görevliydi ve en yakın arkadaşlarından birisi tüm
elbiselerini üzerinden çıkardı. Bu, beklenmedik bir şeydi! Jayantibhai benim yanımda
durmaktaydı ve olanlara inanamadı. Bu adam son derece ciddi, zengin bir adamdı; bin kişinin
önünde ne yapmaktaydı? Jayantibhai’ye ait olan ve benim de oraya binerek geldiğim arabayı
itmeye başladı. Dağlardaydık ve biraz ileride üç yüz metrelik bir uçurum vardı ve o
çırılçıplak, arabayı itiyordu.

Jayantibhai bana “Ne yapmak lazım?” diye sordu. “Bu adam arabamı parçalayacak ve ben bu
adamın benim arabama karşı olabileceğini hiç aklıma bile getirmemiştim. Biz çok yakın
arkadaşız.”

Ben de ona, “Sen de diğer taraftan it arabayı; aksi takdirde yapacak…” dedim.
O, arabayı durdururken arkadaşı da etrafta zıplayarak, “Yolumdan çekil! Bu arabadan her
zaman nefret ettim,” dedi — çünkü kendisinin bir ithal otomobili yoktu ve Jayantibhai bu
ithal otomobili benim için saklıyordu. Ben yılda üç yada dört kez Mount Abu’ya gidiyordum
ve o da yalnızca benim için arabayı saklıyordu.
Arkadaşı içten içe bir ithal otomobili olmadığı için kıskançlık duyuyor olmalıydı. Sonra da
durumu gören bir kaç kişi aceleyle yardıma geldi. Bir çok insanın ona engel olmaya çalıştığını
görünce de tam benim önümdeki ağaca tırmandı. Çırılçıplak, ağacın üstünde oturdu ve ağacı
sallamaya başladı. Bin kişinin üzerine ağaçla birlikte devrilme tehlikesi vardı. Jayantibhai
bana “Şimdi ne yapmak lazım?” diye sordu.
Ben de ona; “O senin arkadaşın. Onu rahat bırak ve endişelenme. Sadece insanları kenara çek
ve canı ne istiyorsa, bırak yapsın. Artık arabayı parçalamıyor. En kötü ihtimalle bir kaç yeri
kırılır.” dedim.

İnsanlar uzaklaşınca o da durdu. Sessizce ağacın üzerinde oturdu. Meditasyon bittikten sonra hâlâ
orada oturmaya devam ediyordu ve Jayantibhai, “Hadi, in artık aşağıya, meditasyon sana
erdi.” dedi.

Uykudan uyanıyormuşçasına tüm çevreye bakındı ve kendisinin çırılçıplak olduğunu gördü! Ağaçtan
aşağıya atlayıp hemen elbiselerine koştu ve “Bana ne oldu?” diye sordu. O gece yanıma geldi
ve “Bu çok tehlikeli bir meditasyon! Kendimi ya da bir başkasını öldürmüş olabilirdim. Ben
Jayantibhai’nin en iyi arkadaşıyım ve arabasını parçalamış olabilirdim. Ben hiç
düşünmemiştim … ama kesinlikle bu fikir zihnimin bir yerinde varmış. Sizin her zaman onun
arabasıyla geliyor olmanız düşüncesinden nefret ediyordum ve ayrıca onun ithal bir arabası
olması düşüncesinden de; ama bunların tam da bilincinde değildim. Ve, ben o ağacın üzerinde
ne yapıyordum öyle? İçimde çok fazla şiddet taşıyor olmalıyım ki, insanları öldürmeye
kalktım.” dedi.

Bu meditasyon son derece yararlıydı. Bir saat içinde insanları öylesine rahatlatıyordu ki, bana,
“Beynimizden ağır bir yük, yok olup gitmiş gibi geliyor. Biz zihnimizde taşıdığımız şeylerin
farkında değilmişiz,” diyorlardı. Fakat onların farkına varmanın, onları sınırsızca ifade
etmekten başka yolu yoktu.

Küçük bir deneme yapmak istedim ve insanlara devam etmelerini; bir süre sonra bir çok şey
daha geleceğini ve bir gün de tümünün tükeneceği anın geleceğini söyledim. Yıkıcı olmamayı
ve diğerlerini engellememeyi aklınızdan çıkarmayın. Ne istiyorsanız söyleyin, küfredin,
bağırın; ne istiyorsanız, onu yapın — biriktirmiş olduğunuz şeyleri tüketin.

Meditasyon - OSHO
http://www.klasikyoga.com
http://www.yogadukkani.com

anlamakla ilgili herşeyi unut, sadece yaşa, o zaman anlarsın...