Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Astrolojinin Gerçeği  (Okunma sayısı 1263 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı mine

  • Üye
  • *
  • İleti: 465
  • Karma: +0/-0
Astrolojinin Gerçeği
« : 20 Mayıs 2010, 12:01:38 »
Bildiğimiz gibi senelerdir insanların aklını kurcalayan astroloji çağımızda halen yanlış algılanmaktadır. Esasında son derece yararlı bir bilim olarak nitelendirilmesi gereken Astroloji günümüzde maalesef bazı istismarcı kesimler tarafından bizlere doğru olmayan bir şekilde aktarılmış ve bunun neticesi olarak da insanoğlu konuya tam olarak vakıf olamamıştır. Bu sebepten dolayı Astroloji deyince aklımıza hep o adına FAL dediğimiz kavram gelmektedir. Halbuki Fal ve Astroloji tamamiyle birbirlerinden ayrı olan iki kavramdır. Bu sebepten dolayıdır ki Astroloji hiçbir şekilde anlaşılamamış ve insanlar tarafından sanki gökyüzünden bizlere yansıyan bir sihirsel güç olarak kabul edilmiş ve bu yüzden de esas yönü itibariyle değerlendirilememiştir. Peki o zaman şu soruyu sormak gerekir:
"Astrolojinin ne olduğunu tam olarak bilebilmemiz ve de onun gerçeğini algılayabilmemiz için herşeyden önce açık, tarafsız ve radikal bir şekilde bilgilerimizi tekrardan gözden geçirmeli değil miyiz ?"
Evet, henüz bir bilim dalı olarak değerlendirilmeyen Astroloji gerçeği itibariyle güneş sistemimiz içinde bulunan hiyerarşik ve son derece mükemmel bir sistemin ve işleyişin göstergesidir. Bu sistem içerisinde Dünya ve uydusu olan Ay'dan hariç 8 tane daha gezegen bulunmakta olup herbiri kendilerine özgü değişik elementlerden oluşan fizyolojik bir yapıdan oluşmaktadır. Bu elementler bize o gezegenin karakteristik özellikleri hakkında bilgi verir. Bizler ise her daim uzaydan yansıyan bu gezegenlerin kozmik enerjilerini alıp beynimizde bunların yaptığı açılımı yaşamaktayız. Bizlere yansıyan bu kozmik enerjinin oranı kişiden kişiye değişmektedir. Bazı insanlarda bu özellikler fazlası ile ortaya çıkarken bazılarında ise bu durum tamamiyle bunun zıttıdır. Çünkü her kişinin doğum anına göre almış olduğu kozmik tesirler gezegenlerin o andaki gökyüzündeki konumlarına ve diğer gezegenler ile yaptığı açılara bağlıdır. Ayrıca güneş sistemimizde bulunan her gezegenin kendine göre ihtiva ettiği özellikler de vardır. Bu özellikler ise her gezegenin bileşiminde bulunan kozmik bir enerjinin kozmosa yansıması olarak anlaşılabilir.
Mesela örnek olarak Mars adını verdiğimiz planeti ele alalım. Mars kızıl renkte bir planet olup yüzeyinde bulunan alev ve radyasyon katmanlarını uzaya diğer gezegenler gibi yayan bir planetdir. İşte bu yüzden de adına astrolojide kızgın planet adı verilmiştir. Bu bakımdan Astroloji'de haritasında Mars planeti bir kişinin her türlü arzu, ihtiras, enerji, şiddet ve hareketliliğinin boyutu hakkında bize bilgi verir. Peki ama bu da ne demek oluyor ki diyeceksiniz elbette. Nasıl bizlerden kilometrelerce uzaklıkta olan bir planet bu tesirlerini dünya'ya gönderip de bu duruma sebep oluyor? İşte burayı çok iyi anlamak gerekir. Çünkü bu gezegenin içerdiği tüm elementler insanlara tesiri ulaştığı zaman onların beyinlerinde kızgın ve asabi bir yapıyı oluşturmaktadır. Peki bu nasıl olmaktadır. Acaba bu durumu hiç düşündünüz mü ? Bu durumu açıklayabilmek için sizlere şu örneği vermemde yarar görmekteyim:
Diyelim ki ben karşıma bir insanı alıp onunla konuşmağa başladığımda beynimden elektromanyetik dalgalar yayılmaya başlayacak ve böylece o kişide benden gelen dalgalara göre bir açılım oluşacaktır. Ben o kişiyi konuşmalarımla rahatlatabildiğim gibi bunun tam tersini de yapabilirim. Yani o kişiyi benden giden menfi tesirlerle kızdırıp hatta kendimden nefret bile ettirebilirim. Bu gerçekten mümkündür. Eğer o kişide doğuştan gelen bir programlama ürünü olarak duygusallık var ise işte o zaman dediklerimden ağır etkilenecek ve bunun sonucu olarak azap da duyacaktır. Ama eğer akılcı bir yapıya sahip ise o zaman durum bunun tam tersidir. İşte aynı şekilde insanların beyinlerine her an uzaydan adeta kozmik bir bombardiman şeklinde isabet etmekte olan bu 8 planetin tesiri de aynen böyledir. Dolayısıyle, bizler sadece ve sadece güneşten ve aydan gelen ışınları almakla kalmayıp ayrıca diğer 8 ayrı planetden de bize yansıyan özellikleri almaktayız. İçinde bulunduğumuz sistem güneş sistemine bağlı olduğu içindir ki bizler güneş etrafında dönen 8 ayrı planetin tesirlerini almakla her an karşı karşıyayız.
Nasıl ki bir gezegen üzerinde bulunan kükürt, azot, nitrojen, oksijen, karbon vs gibi elementler bize o gezegenin yapısı hakkında bilgi vermektedir, işte aynı şekilde o gezegenden gelen tesir de bu elementleri içeren bir yapıdadır. Bugün bilim adamları gezegenlerde hangi elementlerin ağırlıklı olarak bulunduğunu uydular aracılığı ile ölçüp rahatlıkla tespit etmektedirler. Böylece daha o gezegene bile gitmeye gerek kalmadan o gezegenin temel yapısını oluşturan özellikler hakkında birçok bilgi elde edilebilmektedir. Güneşten bizlere her an yansıyan 'D' vitaminin dünyamıza ulaşması ve bizlerin de bundan istifade etmesi bunun apaçık bir örneğidir. Eğer biz güneşten gelen D vitaminlerinini göremiyorsak bu o tesirin olmadığına işaret olarak kabul edilemez. Zira herşeyden önce bilim ve teknik bunu reddeder.
Meseleye bugünkü pozitif bilim ışığı altında bakarsak o zaman muazzam bir tablo ile karşı karşı'ya kalırız. Bildiğimiz gibi evrende mevcut bulunan kuantsal enerji her boyutta enerji denilen gücün eşit olarak var olduğunu ve tümel bir bilincin var olduğunu göstermektedir. Bu bilinç evrenin kendisinde bir bilinç mevcut olduğuna işaret eder ki buna İngilizce "Universal Consciousness" adı verilmektedir. Yani diğer bir ifade ile evrenin kendisine has canlı ve bilinçli bir yapıda olduğunu artık bugünkü bilim de tespit etmiştir. Ayrıca bu durum evrenin kendinde olan özelliklerini seyr etmesi, yani kendi varlığının farkında olması ve bunun sonucu olarak da kuantsal bir şuur yapıya sahip olmasına da işaret etmektedir.
Evet, görüldüğü üzere Astroloji bize gökyüzünden uzanan Tanrı'nın bir eli değil, sistemde bulunan mükemmel bir tekliğin işleyişini gösteren bir mekanizmadır. Bu sistem Evrensel Bilinç adını verdiğimiz ve evrenin şuursal bir bilinç olduğunu bizlere anlatmaktadır. Bugün artık kozmoloji ve astronomi ile ilgilenen bütün bilim adamları evrenin sonsuz, parçalara bölünmez, tek bir yapıdan oluştuğu üzerinde birleşmektedirler. Hal böyle iken bizlerin Astroloji bilimini hala mistik okültisme dayalı bir falcılık olarak değerlendirmesi son derece gülünçtür. Henüz tam olarak değerlendirmeye tabi tutamadığımız astroloji esasında tümüyle bilimsel gerçeklere dayanır ve bunun ispatı da sadece güneş sisteminde bulunan planetlerde değil kendinizdedir. Şüphesiz gelecekte popüler bilimlerden birisi olarak değerlendirilecek Astroloji herkesin tabiatına ve kişiliğine yönelik en net bilgileri verebilen bir insanlık bilimi olarak toplumda yer alacaktır. Şimdiye kadar elde ettiğim bilgiler ışığı altında sizlere huzurunuzdan ayrılmadan önce diyeceğim ise şu olacak:
Astroloji bilimsel gerçeklere dayanmakla kalmayıp ayrıca bilimin de ta kendisidir. Milenyum'a sadece birkaç ay kala bilim ve tekniğin çığ gibi geliştiği bu çağda lütfen astrolojiyi hala safsata üzerine bina eilmiş gereksiz bir uğraş olarak görenlere sesleniyorum. Lütfen temelsiz ve boş inançlarla uğraşmayı bırakalım, özümüze dönüp yeni ufuklara açılalım. Gerçekleri bilimsel gelişmeler ışığı altında farketmeye çalışalım. Ancak ve ancak o zaman kabuğumuzdan çıkıp herşeyi değerlendirebilecek seviyeye gelmiş olacağız. Bunun semeresini de elbette ileride alacağız. Sizlere elimden geldiği kadar konu'yu anladığım kadarı ile yansıtmaya çalıştım. Umarım yararlı olmuştur. Sağlıcakla kalın.'

Cüneyt Tarı