Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Tanrılar Okulu yazarı Stefano Elio D’Anna Türkiye'deydi...  (Okunma sayısı 4369 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı natalie

  • Genel Yönetici
  • Üye
  • *
  • İleti: 1747
  • Karma: +0/-0
  • Cinsiyet: Bayan
    • pulcinella
Uykuya Geçerken Hayallerinize Dikkat, Kabus Olabilirler!

Röportaj konuğumuz Prof. Dr. Stefano Elio D’Anna… Geçtiğimiz hafta Prof. D’Anna TOBB Adana Genç Girişimciler Kurulu’nun Liderlik, Bütünlük ve Kurumsal Uzun Ömürlülük” semineri kapsamında Adana’ya geldi…

6 yıldır “Tanrılar Okulu” en çok satanlar listesinde. Kendisiyle birebir tanışma fırsatı yakalayıp hemen Düşler ve Şirketlerin neden kısa ömürlü olduğu hakkındaki meraklarımı sordum…
 
Ortamda inanılmaz bir enerji durumu vardı… Ve röportajı gerçekleştirirken;
 “Acaba benim düşlerim neler, doğru noktada mıyım?” diye düşünmeden edemedim! Sonrasında Prof. D’Anna’nın sohbeti sayesinde hayallerimin doğruluğuna inandım…
 
-Kimdir Stefano D’Anna, biraz bize kendinizden bahseder misiniz?
-Benim için de iyi bir soru aslında. Kimim ben? Çok eski bir soru, insanlığın çok eski bir sorusu! Bu gezegende ne yapıyoruz, neden yaşıyoruz? Hamlet’in de dediği gibi “Olmak ya da olmamak” gibi... Hayatımızın amacı ne? Bunu şahsi sorudan çok aslında genel soru olarak alıyorum.

-O halde sizin hayatınız nasıl başladı?
-Çok acı bir şekilde başladı… Ben biraz daha acı çekerek öğrendim hayatı. Eşimi çok erken yaşta kaybettim, 27 yaşındaydı ve 29 yaşımda iki çocukla kalmıştım. Sağlığımla ilgili problemim vardı, işimle ilgili mutsuzdum, birçok çalışmalarıma, okumama rağmen, iyi bir eğitimim, doktoram vardı ama bir şekilde gördüm ki aslında benim bu yaptıklarımla yaşadıklarımla dünya pek de benden memnun değildi ki bana bu acıları veriyordu. Ne yaptım? Benim dışımdaki herkesi, dünyayı suçladım! Genç yaşta evlendim diye, karım öldü diye, babam çok zengin değil diye… vs... vs

-Yani her insan hayatında isyan edebiliyor öyle mi?
-Tabii ki. Benim kitabıma esas değer katan şey çünkü okuyucuya bu kitap ayna oluyor.

-Nasıl bir ayna?
-Kitabımın esas konusu sıradan bir insanın sıradan acı yaşayıp, sıradan bir şekilde acı çekmesi. Bu klasik standart düşünce şekilleriyle hep karşılaşıyor, sistemin getirdiği acı şeylerle… Ve daha sonra burada okuyucuya bahsedilen ilkelerle tanışıyorum. Ve bu ilkeleri kendi hayatıma uyarlıyorum. Kitap bu ilkelerden ibaret aslında…

-Peki, siz düşlerinizin hepsini gerçekleştirdiniz mi? Düşünüzün hangi noktasındasınız?
-Sorunuz güzel bir imkan veriyor benim düşüm hakkımda konuşmaya. Genel anlayış şekli olarak, düş sanki insanlara ulaşılması gereken bir hedefmiş gibi geliyor. Genelde sorarlar “Hedefine ulaştın mı?” İngilizce de bir kelime var onunla daha iyi açıklayabilirim. “I dream = I am” “Ben ne düşlüyorsam oyum” şuanda bulunduğum yer zaten benim düşüm.

-Düş nedir? Düş ve dilek aynı şeyler mi? Konferansınızda aynı şeyler değil dediniz, açıklar mısınız?
-Dilemek aslında sende olmayanı ve sende olamayacak şeyi dilemektir. Düşlemek, çok daha farklı bir şey... Sen de onu düşleyebilme kapasitesi var ve sen onun olacağından emin olduğun için onu düşlemektesin çünkü kapasiten onu düşlemek için müsaittir.
Türkiye’ye sürekli gidiş geliş yapıyorsunuz ve şimdi 6 yıldır İstanbul Bebek’te eviniz var, size Türkiye’yi sevdiren ne?
Biri birini seviyorsa “Neden beni seviyorsun” diye sorulmamalı aslında… Eğer bir şeyi seviyorsan bu demektir ki o benim bir parçam, ben bunu keşfettim burası da benim parçam. Buraya geldiğimde şarj oluyorum, bir enerji var burada. Belki çok geç nüfusu olduğu içindir ve çok güzel iyi amaçları olduğu için…

-Türkiye’de size Milliği Eğitim destekli bir imkan verilse neler yapardınız?
-Her şeyi olduğu gibi tutardım ama yeni bir enstitü yaratırdım. Üniversite değil ama! Zaten çok fazla üniversiteniz var… Üniversitenin de üzerinde daha ileri bir eğitim olurdu. Öyle bir şey ki sıradan bir eğitimin de üzerinde bir eğitim ve tamamen eğitim kelimesinin köküne inebilecek bir eğitim… Yani o üniversiteye kadar alınan bütün o uzun eğitimden sonra, kurulacak enstitüde bazı önemli seçilmiş çocuklardan o bilgileri almak. Mesela korkularını çünkü bizim korkusuz insanlara ihtiyacımız var, kendi sınırlamalarını almak… Maalesef o eğitimler sırasında sınırlandırılıyorlar.

-Tam uykuya dalarken kurulan hayaller çok önemliymiş. Gerçekleşmeye en yakın anmış?
-Aynı zamanda kabuslar da gerçekleşiyor burada ve genel olarak uykuya olumsuzluklarla dalarız. O düşüncelerle dalıyoruz ve onlar uykumuzda daha da kötüleşiyor. Aslında biz düşlemenin güzel olduğunu sanıyoruz ama kabus düşlüyoruz, buna da olumsuz hayal diyoruz. Bu olumsuz hayal esas düşü kabusa dönüştürüyor. Maalesef bizim bu olumsuz hayal kurmamız sebebiyle bizim gelecek için hiçbir güzel kitabımız, filmimiz yok gelecekle ilgili yazılan yapılan her film olumsuz ve korkunç şeyler. Yani çok güzel huzurlu bir şekilde yaşayabilirsiniz, savaşın olmadığı kötülüğün olmadı ama sadece bir hafta! O bir haftadan sonra o sakinlik huzur sıkar. Eğer sen cennete hazır olmadan gidersen cennet senin için en sıkıcı yere dönüşür. İlk sorduğunuz soruya geliyorum “imkan verilseydi?” öyle imkanım olsaydı birkaç öğrenciyi o cennete götürürdüm ve nereye gitseler, ne iş yapsalar cennetleriyle beraber giderler ve gittikleri yerleri de cennete çevirirlerdi. Eğer o cennetini korursan, muhafaza edersen nerde olursan ol o cennetinle olacaksın.

-Bilinçsiz bir şekilde düş kurup ama doğru yolda olan ne kadar insan vardır?
-Düşlemek sadece bilinçtir, bilinçsiz düşleyemezsiniz… Düşlemek aslında farkında olmak, bilinçli olmak ve uyanık olmaktır. Ve sen kendini biliyorsun, ne istediğini biliyorsun demek.

-Yaratım sürecinin en önemli başı hayal kurmak mı yani?
-Evet, düşlemek ama düşlemeyi istemek arzulamak değil, istemek de her zaman bir acı vardır, yalvarış vardır “Olmasını çok istiyorum” gibi ama diğer düşlemek “Ben kararlıyım, eminim bunun olacağından” demek.

-Kişiler arası birlik, enerji akımı çok mu önemli mesela olmasını istediğim bir şey var ama sizinle bunu paylaştığımda sizin enerjiniz benim hayallerime ne kadar katkı sunuyor?
-(Gülüyor) İnsanların veya düşlerin birbirlerine girmesi, karışması gibi bir şey olamaz çünkü her insan, her düş farklıdır. Ve her insan orijinaldir özeldir, düşüyle beraber. Sen düşlüyorsan o sensindir, sana aittir ve sen düşünle özelsindir. Ama sen senin düşündeki insanlarla karşılaşırsın ama eğer onların farklı düşleri varsa zaten senin hayatına giremezler. Senin hoşlanmadığın veya mutsuz, olumsuz diyebileceğim insanlarla da karşılaşırsan onları da aslında sen düşlemişsindir. Eğer bir kadın acı çekiyorsa düşünde, gerçekten onu o acıyı yaşatacak erkekle tanışır ve onunla tanıştığı anda zaten acı çekmeye hazırdır düşü de öyle. Ve ona “Seni seviyorum” der çünkü ona acı çektirecek erkekle tanışmıştır çünkü zaten düşü acı çekmektir kadının!

-Bu röportaj bana çok şey kattı!
-(Gülüyor) Ben buraya geldim, şu anda buradayız çünkü senin hayatının bir parçası olduğu için. Bu kitap da zaten sen hazır olduğunda sana ulaşıyor! Şimdi Türkiye’ye niye geliyorsun, niye seviyorsun sorunun cevabı da bu. 1 milyon 700 bin felsefe takipçiniz var ve benim kitabım Best Seller 6 yıldır. Türklerin kendi hayatında felsefe çok önemli, bu bunu gösteriyor. Benim ülkem dahil olmak üzere böyle bir topluluk görmedim.

-Hayal kuranlara “Çok hayalperestsin” denilir. Lütfen onlara bir cümle söyler misiniz hayallere karışmasınlar o zaman!
-(Gülüyor) Kritize edenlere mi, düş kuranlara mı?

-Hayal kurana müdahale edenlere!
-Bunun tam tersini yapalım daha verimli olur… Onlara müdahale etmektense düşleyenleri daha cesaretlendirelim, duymasınlar düşlerine devam etsinler ama düşlemenin en büyük düşmanı korku içine girmesidir. Biz düşlüyoruz ama sonra onu nasıl gerçekleştireceğimizin, kaynak bulamama korkusuna giriyoruz ama düşlemenin hiçbir şekilde “Ben bu kaynağı nasıl bulacağım” endişesiyle ilgisi yoktur çünkü düş gerçekleşmesi için kendi yolunu bulur, senin işin sadece düşüne inanmak ve pes etmemek.

-Türkiye’nin liderlerle dolu olduğuna inanıyorsunuz. Bunu size hissettiren ne ve örnek verebilir misiniz?
-Türkiye’nin liderlik kapasitesi var, amacı var, bu benim gördüğüm… Ama bu dünya hem kendi içinde hem de dünya çapında görülüyor. Yurtdışındaki birçok gözlemci de zaten bunu görüyor. Türkiye’deki canlılık, ekonomi… Sizin geleceğinizin önemli işaretlerini görüyorum, başka bir şey var. Mesela bir web sitesi var benim rastladığım “Türkçe Felsefe Kulübü” 1milyon 700 bin üyesi var. Bu inanılmaz bir şey, insanların felsefeye önem vermesi çok önemli.

-Peki, Adana’ya dönüyorum… Adana hakkında ne düşüyorsunuz?
-Şimdiye kadar Adana’dan 5 öğrencimiz var ve benim için gerçekten değerli öğrenciler. Bu röportajdan sonra TAC’a gideceğim ve sanki orası da lider yetiştiren bir yer gibi.  1880 yılından beri varmış TAC ve böyle genç yetenekleri yetiştirmek gibi amaçları var ve tabii ki bu da Adana için önemli bir şey.
 
-Şirketlerin hızlı ilerlemesi, büyümesi konuşuldu. Şirketlerin hızlı ilerledikten sonra ömrünü tamamlama süresi 5-10 yıl arasında değişiyormuş. Neden şirketler kendilerini bu kadar çabuk tüketiyor?
-Çünkü girişimci yetiştirmek daha kolay... Yani vasat yönetici yetiştirecek, yaşayacak ölecek… Dolayısıyla kısa ömürlü yaratımlarda bulunur şirketler için. Biz uzun ömürlülüğün sırrını bilmiyoruz ne kendi bedenimizde ne de kendi yaradılışımızda bunu biliyoruz. Sonsuzluğun atomuyla ne yapacağımızı, onu dönüştürmesini bilmiyoruz. Çünkü ölümsüz bir şirketin ölümsüz bir kurucuya ihtiyacı var. Roma’yı kim oluşturdu? Kim yarattı? Neden 2800 yıldır hala sürüyor Roma? Yani ölümsüz bir şirketin, ölümsüz yaratılan bir şeyin, ölümsüz biri tarafından yaratılması gerekiyor ve bizim insanlarda ölümsüzlüğü oluşturmamız, yaratmamız lazım bu ölümsüzlüğü işlememiz lazım ki onlar bunu iş hayatına çevirsinler. Bu yazıları şimdiye kadar kimse yazmadı, ilk siz yazacaksınız!
 
-Nasıl yani?
-Ölümsüzlükle alakalı konuşmamızı… Eğitimle ilgili ne yapardınız diye sordunuz işte buraya geldik. Bu limit sınırlamayı öğreten bir dolu üniversitelerden, okullardan sonra sınırları olmayan bir enstitü kurmak ve bu ölümsüzlüğün bir parçasını nasıl iş hayatına çevirmelerini öğretmemiz lazım. İşte budur bir şirketin uzun ömürlülüğü sağlamanın sırrı…

-Kısa süreli şirketlerin amacı ne olabilir?
-Kısa süreli olan şirketlerin tek amacı para kazanmak ve böyle bir ağaçla uzun süreli bir şirket devam ettiremezsin…

-Çok fazla vaktinizi almak istemiyorum, yarım saatlik zamanımız vardı ama geçti?
-Merak ettim yazı mı yazacaksın yoksa ansiklopedi mi yazacaksın? (Gülüyor)
 
-Herkese böyle imza atarken uzun mu yazıyorsunuz?
-Benim kitabımı okuyan herkes benim arkadaşımdır…

-Son olarak eklemek istedikleriniz?
-Düşle, hiçbir zaman düşlemeyi bırakma! Düşüne inan ve gerçek takip etsin. Çünkü biz de tam tersi oluyor yani sanki biz gördüğümüz şeye inanıyoruz. Hayır, önce inanmamız lazım görmek için. “Önce göreyim önce şuyum olsun ondan sonra yaparım!” denilir, hayır, önce inanacağız ondan sonra göreceğiz!

Duygu SEDEFOĞLU - Hürriyet / Adana
12.03.2012
« Son Düzenleme: 14 Mart 2012, 12:07:23 Gönderen: natalie »
http://www.klasikyoga.com
http://www.yogadukkani.com

anlamakla ilgili herşeyi unut, sadece yaşa, o zaman anlarsın...

zekiye

  • Ziyaretçi
Ynt: Tanrılar Okulu yazarı Stefano Elio D’Anna Türkiye'deydi...
« Yanıtla #1 : 14 Mart 2012, 11:25:10 »
HEMEN KİTABI ALIP OKUMAK İSTEDİM ;q

TEŞEKKÜRLER NATALİE ;n

Çevrimdışı Rukiye

  • Kıdemli üye
  • Üye
  • *
  • İleti: 81
  • Karma: +0/-0
 ;n

Çevrimdışı pınar_irmik

  • Kıdemli üye
  • Üye
  • *
  • İleti: 47
  • Karma: +0/-0
  • Cinsiyet: Bayan
 ;n