Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Rüyaların Önemi  (Okunma sayısı 2665 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı zahide

  • Kıdemli üye
  • Üye
  • *
  • İleti: 118
  • Karma: +0/-0
  • Cinsiyet: Bayan
Rüyaların Önemi
« : 16 Ocak 2007, 14:19:12 »
Jung’a göre bireyleşme (individuation), bilincin, bilinçdışı ile birbirini tamamlar ve uyumlu bir şekilde beraber yaşamasını öğrenmesi ile gercekleşir ve bu gerçekleştiği zaman insanın iç dünyası tatminli, mutlu, soğuk kanlı ve verimlidir.

Bilinçdışı sadece unutulan geçmişin depolandığı bir yer değildir, gelecekle ilgili fikirlerin, hiç düşünülmemiş yaratıcı buluşların saklandığı derinliktir. Hepimiz, farketmediğimiz bir çok şeyi görüyor, kokusunu alıyor, duyuyor ve tadıyoruz. Dikkatimiz başka yerde iken bu hisler bilincimize gelmeden direk bilinçaltımıza giriyor. Dolayısı ile bilincin süzgecinden geçmeden bilinçaltına giren kavramlar bizle iletişim kurduğunda hiç farkında olmadığımız yeni fikirleri de gösterebilir. Bugün bir çok sanatçı, bilim adamı ve filazof yarattıklarını bilinçdışından aniden gelen hislere borçludur, bunlara biz genelde “dahi” fikirler diyoruz.

Rüya analizi, analitik psikolojide problemin tehsis ve tedavisinde en önemli yöntemlerden biridir. Rüyalar, insan zihninin bilinçdışından bilincine sembolik kavramları kullanarak mesaj taşır ve günün artıkları veya unuttuğumuz olayları su yüzüne çıkartan sembollerden çok ötedir. Jung, Freud dan farklı olarak rüyaların altında bastırılmış duygular ve onların neden olduğu nörotik bozukluklardan ziyade rüyanın onu gören için sembolik anlamına yoğunlaşmıştır. Rüyada, anahtarı deliğe sokma, bir kapıyı kırma veya bir demiri dövmenin altında aynı seksuel izler bulunabilir fakat Jung için insan zihninin neden kapı kırmak değilde, anahtarı seçtiği önemlidir.

Moralimizin bozuk olduğu, duygularımızın incindiği günlerin ardından gördüğümüz rüyalar davranışsal komplekslerimizden haber verir. Bu kompleksler zihnimizin hassas noktalarıdır ve dış etkilere en çabuk tepki veren yönlerimizdir. Bazen de günlük hayatımızda normal sayılabilecek şeyleri gördüğümüz rüyalardan çok rahatsız kalktığımız olur, kilitli odada kalmak, treni kaçırmak bizi kan ter içinde uyandırıyorsa bunlar bilincimizdeki düsüncelerin köklerini anlamak için önemli sembollerdir.

Rüyalarda, genelde, bizimle aynı cinste olan karakterler içimizdeki hemcinsimizin özellikleri (kadında feminen, erkekte maskülen özellikler), karşı cinste olan karakterler ise içimizdeki karşı cins özelliklerinden bahseder. Her canlı içinde feminen ve maskülen özellikler taşır, Jung erkeğin içinde taşıdığı femineni “Anima”, kadının içindeki masküleni “Animus” diye adlandırır. Bunlar seksüel özellik olmaktan öte Uzak Doğunun Ying ve Yang kavramlarının insan psikolojisine uyarlamalarıdır. Jung’un bir hastası rüyasında karısını olduğunun tam tersi, sarhoş ve kaba davranışlar içinde görür ve doktora saçma sapan bir rüya idi diye anlatır. Bu rüyada hastanın kompleksinin karısı ile alakası yoktur. Hastanın bilinçdışı ona kendi içindeki feminen özellikten bahsetmeye çalışmaktadır ve bununla barışmasını istemektedir. Hastanın animası kendinin farketmediği şekilde dejenere durumdadır ve bunu kabullenmesi kendi psikolojik sağlığı için ilk aşamadır.

Bilinçdışımızın zenginliği, uyanık vaktimizin kontrollü düşüncelerinden çok farklıdır. Jung’un kibirli ve ön yargılara sahip fakat bunun farkında olmayan bir hastası rüyasında gittigi yerdeki ev sahibi tarafından “geldiğiniz için çok teşekkür ederiz, bütün arkadaşlarınız içeride sizi bekliyor “ diye kar şılanır. Kapıyı açtığında kadın inek ahırına düşer. Bu rüya kadının içindeki illüzyona direk etki eder. Jung’un aylardır ona anlatmaya çalışıp kendinin anlamak istemedigi problemini bilinçdışı aklına gelmeyecek bir şaka ile söylemiştir.

Bilincimiz ne kadar ön yargılar, fantaziler, çocukça isteklerden etkilenirse bilinçdışımız ile ara o kadar açılır. Bu durum sağlıklı iç güdüler, doğal ve doğru olandan uzak, yapay ve nerotik bir hayata bizi iter. Doğru yargı yeteneğinden uzaklaşan kişi adeta körleşip kazalara davetiye çıkartabilir. Burada rüyalarımızın amacı bu farkı kapatıp dengeyi yeniden kurmaktır. Jung buna rüyanın tamamlayıcı özelliği diyor. Bazen insanlar kendilerini olduğundan daha büyük görüp, kendi kapasitelerinin ötesinde büyük planlar içine girince genelde düşme veya uçma rüyaları görür. Bu rüyalar kişiliğin gerçek kapasitesi ile şişen egonun arasındaki farkı kapatmaya ya da tamamlamaya çalışır. Bazılarının rüyada uçtuğunu görmesi ile kendini ruhaniyat açısından önemli bir kişi zannetmesi aslında şans değildir.

Jung’un karanlık işlere bulaşmış ve birden maddi güç kazanmış bir hastası yüksek bir dağa çıkma isteğini ölümcül ihtirasa dönüştürür. Aslında bu hasta “kendi kapasitesinin üzerine” çıkmaya takmıştır ve takiben zirveye çıktığı zaman ayağının boşluğa düştüğünü rüyasında görür. Jung anında tehlikeyi farkeder ve hastasını uyarır, rüyasının olabilecek bir olaydan haber verdiğini söyler. Fakat çabası nafile çıkmıştır nitekim altı ay sonra tırmanış sırasında hastasının boşluğa düşüp öldüğünü, aynı zamanda halat ile bağlı olduğu kişinin ölümüne de sebep olduğunu öğrenir. Bu yorumlada bir kehanet yoktur hastasının sorunlarına çıkış olarak bilinçdışında aradığı tatminin farkında olmaması ve bilincini körleştiren hareketler içine girmesi beklenen bir durumdur. Hayatımızdaki bir çok krizin ardında uzun bilinçdışı hikayesi vardır ve ona dogru adım adım yol alırız. Bilincimizde göremediğimiz tehlikeler ise rüyalar tarafından bize aktarılır.

Tekrarlayan rüyalar, örneğin çocukluktan beri ara ara görülen aynı rüya, bize rüyayı görenin hayata bakış açısındaki bozukluğu ara ara tellafi etme çabası olduğunu söyler. Tabi bu rüya aynı zamanda traumatik bir dönemden kalmış duyguları veya gelecekteki olabilecek bir olayıda işaret edebilir. Rüya görmediğini söyleyen kişilerin ise bir terapist yardımı ile bilinçdışları ile kopan iletişimin tekrardan sağlanması gereklidir.

Jung’a göre bir rüya kitabı alıp, sembollerin ne anlama geldiğıne bakmak boşuna bir çabadır çünkü hiç bir sembol onu gören kişiden bağımsız değildir. Bazı rüyaların tek motifi olduğu doğrudur, örneğin düşme, uçma, yırtıcı hayvan tarafından kovalanma, yetersiz giysi ile toplum içinde kalma, durmayan asansör, nefes nefese koşup bir yere ulaşamama gibi motifler rüyanın bütünü içinde değerlendirilmelidir. Hiç birisinin herkese uyan bir açıklaması yoktur dolayısı ile tipik Jungian rüya analizi de yoktur. Dr. von Franz’a gore her rüya kişiye ve onun iletişim yöntemine özeldir, bilinçdışını anlatırken kullanılan sembolleri iki rüya aynı şekilde kullanmaz.

Jung, bir terapistin kendi doğrularını hastaya empoze etmesi yerine hastanın kendi kendine problemi farkedip, iyileşmenin kendi içinden çıkması için aracı olması gerektiğini düşünür. Kişinin özgürlüğü ve kendine saygısı korunmalıdır ki kişi kendi seçtiği hayatı yaşayabilsin. Bu anlayış rüya yorumlarken de geçerlidir. Bu arada Jung, psikolojik dengesi ciddi şekilde bozulmuş insanların rüyalarının yorumlanmasının çok tehlikeli olabileceğine dair uyarır. Tek taraflı bilinç ile tamamen dengesini yitirmiş bilinçdışı hiç bir zaman birleştirilmeye çalıştırılmamalıdır.

Bilinç ve bilinçdışının birlikteliği çok kolay değildir. Kimileri hayatlarını yaşarken bilinçdışını kurcalamama yolunu seçer fakat gözardı etmek ileride yaşanacak depresyon veya tatminsizliğin ilacı değildir. Bir görüş açısına göre de insanın bütün duygularını kontrol edebiliyor olması, bilinçdışının su yüzüne çıktığında yaşanan taşkınlıklardan arınmış olması istenilen bir şey değildir. Bu insanı sıcak, renkli, değişik, sosyal olmaktan uzaklaştırır ve yaratıcılık için fantaziler gereklidir. Ancak kafa sağlığımız için bilinç ve bilinçdışımızın arasındaki bağ kurulmalıdır, ikisinin arasındaki uçurum bizi psikolojik sorunlara iter. Bu bağlamda rüyalar içgüdüsel zihinden rasyonel zihine en iyi mesaj taşıyıcıdır, ayrıca rüyaları yorumlayabilmek bilincin fakirliğini azaltır.

R üyalarınızı yataktan kalkmadan hatırlamaya çalışın ve bilinçdışınızın size ne demek istediği üzerinde düşünün. Rüyalarınızı yazdığınız bir rüya günlüğü tutmak da çok faydalıdır. Bilinçdışınızın içeriği tahmin ettiğinizden de zengindir, onu keşfetme yolculuğunda kendiniz hakkında çok şey öğreneceksiniz.

Pelin Hattatoğlu

Kaynak: Man & His Symbols, Carl Jung, and M.L. von Franz, Joseph L. Henderson, Jolande Jacobi, Aniela Jaffe. September 1968.

Not: Her anlamadığı şeyi şarlatanlık, bilim dışı diye nitelendiren kesim ne ilginctir ki psikolojinin bu anahtar yöntemine de kuşku ile bakmaktadır. İnsan psikolojisinde “Misoneisim” diye adlandırılan yeni seylere ve fikirlere karşı derin korku bu kuşkucu ve saldırgan fikirleri doğurur, bu yüzden Jung, ölümünden kısa bir süre önce teorilerini sokaktaki insanın anlayabileceği şekilde anlatan bir kitap projesine girişir. Bu kitabın adı “İnsan ve Sembolleri (Man & His Symbols)” dir. Kitabın kendi yazdığı kısmının tamamını yukarıda derlenmeye çalışılan bilinçdışı ve rüya analizi konusuna ayırmıştır. Beş bölümden oluşan kitabın devamı öğrencileri ve beraber çalıştığı psikoanalistler tarafından tamamlamıştır.
Her  Şeyin Mevsimi, Her Amacın Bir Zamanı Vardır.Doğma Zamanı, Ekme Zamanı ve Ektiğini Biçme Zamanı. Tanrı Her Şeyi Zamanında Güzel Olacak Şekilde Yarattı.