İlişkilere, Carl Jung’un analitik psikolojisi ve astrolojik bilgilerin sentezlenmesi ile bir başka açıdan bakış:
Tıpkı iki maddenin birleşmesinden üçüncü bir maddenin doğması gibi, iki kişinin birleşmesinden üçüncü bir enerji doğar ve buna ilişkinin enerjisi denir. Ilişkiyi oluşturan kişilerin bireysel enerjilerinden farklı olarak, bu yeni enerji kişilerin karakterlerini ve gelişimlerini etkiler. En iyi şekli ile iki birey de olgunlaşır ve gelişir, en kötü ihtimal ile ikisi de acı çeker veya ilişki biri için olumlu olurken diğerinin gelişimi için iyi olmaz. Bazı insanlar içimizdeki kötüyü çıkarır, bazıları da kötüden iyiyi. Bazen karşıdakine yardım etmek isterken sadece onun tepkisini çekebiliriz. Bazı zamanlar, fark etmeden kendimizi karşımızdakinin tıkanmış yeteneklerini ortaya çıkartırken bulabiliriz ya da tüm destekleyici tavrımıza rağmen bir diğerinin yaratıcılığını engelleyebiliriz. Bazen çiftler arasında yaşanan büyük aşk, güven ve şevk erozyonuna uğrayabilir. Bazen kendimize uymayan bir ilişkiye ömür boyu mahkum olurken, bazen de ayrı kalmak zorunda olduğumuz birisine çok derin hisler ile bağlanabiliriz.
BİZİ BİR ARAYA GETİREN NEDİR?
Başka bir kişiye duyduğumuz çekim tahmin ettiğimiz kadar basit değildir. Güzel bir yüz, derin bakışlar, mükemmel vücut, zarif davranışlar, espri kabiliyeti, zeka, kendine güven, kuvvetli kişilik vb. Karşıdakine baktığımızda ilk gördüğümüz nedir? İki ayrı insan, iki ayrı bileşim, ikisi de ilişkiye kendi duygularını ve çatışmalarını getiriyor. Nedir bu çekimi özel yapan? Nedir bizi bir araya getiren?
Sizi neyin bir araya getirdiğine beraber bakalım. Bu anlatacağımız şeylerin daha önceki ilişkileriniz için de geçerli olduğunu görüp şaşıracaksınız çünkü başkalarında aradığımız özellikler kendi içimizde eksik olduğunu hissettiğimiz yönlerdir.
Aslına bakarsanız ilişkiler olmadan kendimizi tanımamız imkansız gibi bir şey. Kendimizi görmemiz için karşımızda başka bir insanın ayna görevi yapması gerekiyor. Dışarıya yansıttığımız imajımızdan en derin duygularımıza, içimizdeki melekten, şeytana kadar hepsini karşımızdakine yansıtıyoruz. Jung psikolojisinde bu kavram Anima veya Animus projeksiyonu diye adlandırılıyor.
Karşıdakine karşı bir çekim hissediyoruz, çok beğendiğimiz, takdir ettiğimiz, ihtiyacı içinde olduğumuz yönlere sahip görünüyor. O da ne! tam ilişkinin derinliklerinde gezerken birbirinizin patlayıcı noktaları ile karşılaşıyorsunuz, karışık duygular, beklenmeyen reaksiyonlar ikinizi de bayağı şaşırtmış olmalı. Üç ay sonra en yakın arkadaşınıza “Onun böyle birisi olduğunu bilmiyordum” dediniz. Belki de biliyordunuz nasıl birisi olduğunu ancak ilk ışığın parıltısı gözünüzü kamaştırmıştı.
Her ilişkide çiftlerin derinliklere attığı, sakladığı konular baş rolü oynar. Bilinçdışının paylaşımı bilincin paylaşımından oldukça farklıdır. Çiftlerin birbirlerinde zaman zaman tetikledikleri bu derinlerden yukarı çıkan bilinçdışı korkular, savunma reaksiyonları ilk başta anlayamadığınız acı verici zorluklara neden olur. Fakat eğer bunların altındaki nedenleri ve duyguları anlamak istiyorsaniz, bu çatışmalar size ipucu verebilir ve giderek ikinizin beraber büyümesine ve birbirinize şefkat ile yaklaşmanıza sebep olur.
RUH İKİZİ KAVRAMI ÖLDÜ ..YAŞASIN AYRI DÜNYALAR
Yukarıda bahsettiğimiz gibi üçüncü maddenin veya enerjinin oluşumu kimyasal bir gerçek olduğu gibi simya sembolizminde de sıkça kullanılır. Bu yeni madde yaşayan bir organizmadır, ve birleşmeden önceki iki katkı maddesinden bağımsızdır. Kendi karakteri ve doğası vardır ve gelişim süreci kendi iç dinamiklerine sahiptir. Bu üçüncü öğenin karakterinin ikinizden izler taşıdıği doğrudur ama ne onun iç özellikleri ne de dışa yansıttığı imaj siz ikinizin planlayacağı bir şey değildir. Onun karakterini, zihinsel ve duygusal olarak kişiliğini ancak beraber yeterli zaman geçirdikten sonra anlayabilirsiniz. Arkadaşlarınızın ve yakınlarınızın sizi çift olarak nasıl gördüğünü duyduğunuzda şaşırıyor olabilirsiniz çünkü partneriniz ile oluşturduğunuz bu ilişkinin dış şekli ve formunun da kontrolü sizin elinizde değildir.
Temel sorunlarınıza kendi bilincinizi getirebildiğiniz halde, bu üçüncü enerjiyi tamamen kendi istediğiniz şekilde yönlendiremezsiniz. İlişkinin enerjisi ne kadar tahmin edilmez olursa , ikinizin bilinçaltı o kadar yüzeye çıkacak demektir. Bilinçaltınızdaki tehlikeli enerjinin yüzeye beklenmedik zamanlarda çıkmasını istemiyorsanız, sizin ve partnerinizin arkadaş ve sosyal çevrenizi birbirinizden bağımsız olarak geliştirmeniz gerekir, aynı zamanda idealleriniz, hobileriniz ve sizi hayata bağlayan sebeplerde de bağımsız olmalısınız.
İlişki bir duygu ve fikir değiş tokuşu olsa da, çiftlerin ayrı ilgi alanları, hobileri ve ayrıca kendi fikir ve görüşleri olmalıdır. Sosyal çevreniz aranızdaki bu farkı ortaya çıkaran katalizor olabilir, fakat bu kötü bir şey değildir ve aranızdaki alışverişi canlandırır, çünkü devamlı birbirinizden etkilenmemelisiniz. Başka bir şekilde tanımlamak gerekirse, diğer bir insanla mükkemmel uyum, iç dünyanızı geliştirmez, benliğinize ulaşmanıza yardımcı olmaz.
İlişkilerin çoğu her iki tarafın da istemeden veya farkında olmadan yaptıkları yıkıcı hareketler sonucu biter. Bunların çoğu aslında iki tarafın çabası ve öngörüsü ile çözülebilir problemlerdir. Bir kısım problemler ise tuhaf şekilde aynı öngörü ve özveri ile çözülemez. Her iki senaryoda iki tarafın bilinç ve bilinçdışı önemli faktördür. Kendimizi ve karşımızdaki insanı ne kadar iyi analiz etsek de, iki kişinin birleşmesinden doğan bir üçüncü enerji ile barışık olmamız gerekir. Sonuç ne olursa olsun Dr. Jung’un dediği gibi, ilişki içine giren iki insan geri dönülmez şekilde değişecektir.
İlişkilerin astrolojik yorumuna gelince, yorumu yapan ister en ünlü astrolog olsun, ister gazetedeki Oğlak ile Başak uyumu olsun, bizim karşımızdaki insanla beraber olup olamayacağımızı söyleyemez. Anlaşıp anlaşamayacağımızı, ilişkinin sürüp sürmeyeceğini insanın hür iradesi, yaratıcılığı ve azmi en dikkatli psikolojik yorumları veya astrolojik tahminleri yanıltabilir. Fakat niye o insandan etkilendiğimizi, o insanla beraber ne yaratabileceğimizi ve nasıl değişeceğimizi söyleyebilir. İlişkilerin bizi değiştirme gücü vardır ve bu değişim bize acı verir, özellikle de eskimiş benliğimizi geride bırakırken. Eğer iki kalbin tek kalp gibi attığı andan zevk alabiliyorsak, o zaman ilişkilere realistik ve idealistik bakabiliriz.
Pelin Hattatoğlu
www.pelınhattatoglu.com