Herkese merhaba,
kuantum düşünce ile ilgili daha doğrusu kuantum fiziği ile ilgilenen arkadaşlarım "what the bleep do we know" adlı filmi duymuş ya da izlemişlerdir. O filmde geçen konuşmaların yazılı metnini gönderiyorum ilgilenen arkadaşlarım için...
“ What The Bleep Do We Know? ” … “ Ne Biliyoruz Ki! ”
• Başlangıçta boşluk vardı, sonsuz olasılıklarla dolup taşıyordu. Bunlardan birisi de bizleriz.
• Dünyayı gerçek olarak görmeye nasıl devam edebiliriz ki? Onun gerçekliğini tayin eden öz maddi değilken.
• Tüm gerçeklikler eş zamanlı olarak var mı? Tüm potansiyel olasılıkların yan yana var olması mümkün müdür?
• Siz hiç, bir başkası haline gelip de, kendinizi onun gözlerinden gördünüz mü? Ve kendinize hiç nihai gözlemcinin gözleri ile baktınız mı? Ne aydınlanma ama! ( What an initiation !)
• Sorularımız: Biz kimiz? Nereden geliyoruz? Ne yapmalıyız? Nereye gidiyoruz? Ve neden buradayız? Esas soru ise Gerçeklik nedir? (Hakikat ya da)
• Kuantum fiziği olasılıkların fiziğidir.
• Hiç “ Düşüncenin aslı nedir? ” diye düşündünüz mü? Düşüncenin özü var mıdır?
• Modern Materyalizm, insanları sorumluluk duygusundan uzaklaştırır. Çoğu kez din de aynısını yapar. Ama kuantum mekaniğini yeterince ciddiye alırsanız, sorumluluğu doğruca kucağınıza bırakıverir. Ve kesin, açık, rahatlatıcı yanıtlar da vermez. Der ki “ Evet, dünya çok büyük bir yer ve çok gizemli; yanıt mekanizma değil ama sana yanıtı da söyleyecek değilim; çünkü sen kendi kararını verebilecek yaştasın. ”
• Kendinize böyle daha derin sorular sormak, size dünyada var olmanın yeni yollarını açar. Taze bir nefes getirir. Hayatı daha neşeli kılar. Yaşamın gerçek püf noktası bilgide değil, gizemde yatar!
• Bizi çevreleyen bu sonsuz olasılıklar denizinde nasıl oluyor da durmadan aynı gerçeklikleri yaratıyoruz? Günlük yaşamımıza çok mu kaptırdık ki kendimizi? Ki hayatlarımız üzerinde kontrolümüz olmadığı fikrine kapılıyoruz? Dış dünyanın, iç dünyamızdan daha gerçek olduğuna inanmaya koşullanmışız ama bu yeni bilim modeli bize tam aksini söylüyor. Diyor ki “ İçimizde olan dışımızda olanı yaratacaktır ”
• Gören kim? Beyin mi? Yoksa gözler mi? Peki “ gerçek “ nedir? Beynimizle gördüğümüz müdür yoksa gözümüzle gördüğümüz mü? Hakikat şudur ki, beyin çevresinde gördükleri ile hatırladıkları arasındaki farkı bilmez çünkü aynı nöron ağları ateşlenmektedir. O zaman gerçek nedir?
• Beyin saniyede 400 milyar bit bilgi işler, biz sadece 2000’ini fark ederiz. Ayırt ettiğimiz bu 2000 bitlik bilgi de sadece çevreye, bedenimize ve zamana ilişkindir. Bu demektir ki; gerçek her daim beynimize ulaşıyor fakat biz onu ayıklayamıyoruz. Beyin ancak görebildiği şeyi zihne nakşedebilir. Gözler objektife benzer, fakat asıl gören kayıt bandı beynin arkasındaki görsel kortekstir. Beynimizde oynamakta olan tek film, bizim görebilme yeteneğinde olduğumuzdur. Beynimiz, sadece olası olduğuna inandığımız şeyleri göreceğimiz şekilde çalışır. Koşullanma sayesinde içimizde zaten var olan kalıpları eşleştiririz.
• Karayip adalarındaki yerliler Kolomb’un gemileri yaklaşırken onları hiç görmediler. Çünkü bu daha önce gördükleri hiçbir şeye benzememekteydi. Görmemelerinin sebebi; var olduklarına dair hiçbir bilgi ve deneyimin beyinlerinde bulunmayışıdır.
• Gemileri göremeyen Şaman okyanusta dalgacıklar oluştuğunu fark eder, ancak gemi görmez. Buna neyin neden olduğunu merak eder. Her gün kıyıya gider, bakar. Ancak bir süre sonra gemileri görebilecektir. Gemileri görür görmez herkese orada gemiler olduğunu anlatır. Herkes ona inandığı ve güvendiği için, onlar da gemileri görürler.
• Gerçekliği biz yaratırız. Biz gerçeklik üretme makineleriyiz. bir şeyi daima belleğin aynasından yansıdıktan sonra kavrarız. “ Dışarıda ” , “içeridekinden ” bağımsız, bir “ dışarısı ” yoktur. Bir hayatın nasıl gideceği yönünde birçok seçenek vardır. Bunlar, alt düzey kuantum etkilerine bağlıdır.
• Evrenin çoğu boştur. Bizler, uzayı boş, maddeyi de katı olarak düşünmekten hoşlanırız. Ama aslında maddenin özü yoktur. Tamamıyla cisimsizdir. Atom : “ Yoğunlaşmış bir bilgi zerresine ” benzer. Yoğun olduğunu düşündüğümüz atomun çekirdeği bile elektronlar gibi kolaylıkla bir var olup bir yok olmaktadır. Nesneleri oluşturan, fikirler, kavramlar ve bilgidir.
• Zamanda ileri doğru hareket ettiğimiz izlenimi yalnızca zihnimizdedir. Kuantum Kuramında zamanda geriye doğru da gidilebilinir.
• Bakmıyorken bir dalga gibidir. Bakıyorken parçacık gibi. Bakmadığımızda olasılık dalgaları vardır. Baktığımızda, yaşantı parçacıkları vardır. Katı olarak düşündüğünüz bir parçacık aslında süper konum denilen haldedir. Olası konumlara saçılmış bir dalgadır bu. Aynı anda tüm bu konumlardadır. Ona baktığınız anda bu olası durumlardan sadece birinin görüntüsünü verir. Kuantum süper konumu, bir parçanın 2 ya da daha fazla yer ve halde eş zamanlı olarak bulunabileceğini ifade eder.
• Nesneleri şey olarak düşünmek dururken, çevremizdeki her şeyin birer nesne olduğunu düşünmeye alışkınız. “ Her şey benim katkım, benim seçimim olmaksızın zaten var.” Böyle düşünmekten kurtulmalıyız! Onun yerine, kabul etmeliyiz ki çevremizdeki maddi dünya bile bilincin olası hareketlerinden başka bir şey değil. Ben de an be an bu olasılıklardan birini seçiyorum. Gerçekleştirmemiz gereken tek radikal düşünce tarzı budur. Ama öylesine de zordur çünkü eğilimimiz dünyanın kendi deneyimimizden bağımsız olarak zaten bulunduğudur. Kuantum fiziğine göre atom nesne değildir, sadece bir eğilimdir. Yani nesneler üzerine değil, olasılıklar üzerine düşünmeliyiz. Hepsi bilincin olasılıklarıdır.
• Şuan A.B.D.’deki birçok laboratuarda, çıplak gözle görülebilecek kadar büyük nesnelerin eşzamanlı olarak 2 ayrı yerde bulunabildiğini görebilirsiniz. Bunun fotoğrafını bile çekebilirsiniz. “ Tek bir şey ” “2 ayrı yerde aynı şey ” “Aynı nesne, aynı anda 2 ayrı yerde ” (Işınlama)
• “ Gerçek deneyimi ortaya çıkarmak için kim veya ne bu olasılıklar arasından seçim yapar? ” Görürüz ki işin içerisinde bilinç olmalıdır. Gözlemci yok sayılamaz! Kuantum Fiziği açısından bir gözlemcinin ne yaptığını biliyoruz, fakat gözlemcinin aslında kim veya ne olduğunu bilmiyoruz. Bir modele göre gözlemci (the observer) 4 katmanlı biyo-beden giysisinin içindeki ruhtur. Aracı süren bilinçtir. Etrafı gözlemler. Çevresindeki uyarıları toplayan her çeşit duyumsal alıcıları vardır.
• Washington’da 1993 yazında büyük bir deney gerçekleştirilmiştir. Yaz aylarında her yıl işlenen suçlarda patlama olmakta idi. 100 ülkeden gelen seçilmiş 4000 gönüllü, gün boyu uzunca süreler topluca meditasyon yaptılar. Bu büyüklükteki bir grup sayesinde Washington’daki suç oranında o yaz % 25 azalma olacağı öngörüldü ve azalma oldu. Bu sonuç, daha önce farklı ölçeklerde yapılan 48 araştırma baz alınarak öngörülebilindi.
• Hepimiz gördüğümüz gerçeklik dünyasını etkileyebiliyoruz. Hatta bundan kaçmaya çalışıp kendimizi pasif kurban rolüne koysak bile.
• Dört elementten etkiye en açık olanı sudur. Fiziksel olmayan etkinliğe yanıt verebileceği düşüncesiyle Japon Rahip Emoto suya zihinsel uyarılar uyguladı ve özel bir mikroskop ile fotoğrafladı. Emoto, bütün bunlardaki itici güç olan düşünce veya niyete işaret eder. Kutsanan su ile normal su arasında ciddi farklılıklar oluştu. Bardakların üzerine yazılan yazılar dahi suyun moleküler bileşimini değiştirmektedir. Bedenimizin % 90’ının su olduğunu düşünecek olursak bu büyüleyicidir.
• Eğer düşünceler suya bunu yapabiliyorsa kendimize neler yapabilir bir hayal edelim! Düşünce tek başına tüm bedeni değiştirebilir. Çoğu insan gerçekliği tutarlı ve sağlam bir şekilde etkileyemez çünkü bunu yapabileceklerine inanmazlar. Önce niyet eder sonra vazgeçerler.
• Pozitif düşünmenin çoğu zaman kullanma şekli; azıcık olumlu düşünce ile koca bir olumsuz düşünce kütlesini gizlemeye çalışmak anlamına gelir. Dolayısıyla pozitif düşünme değil, sadece sahip olduğumuz negatif düşünceyi maskelemek oluyor bu.
• Nesneleri düşünürken, gerçekliği olduğundan fazla somutlaştırırız. İşte bu yüzden saplanıp kalırız. Gerçeklik somutsa, ben önemsizim, onu değiştiremem. Ama gerçeklik zihin olasılığı ise; “ Onu nasıl değiştirebilirim ” diye hemen sorarım. Eski düşünceye göre, ben bir şey değiştiremem çünkü gerçekliğin içerisinde hiçbir rolüm yok. Gerçeklik zaten orada. (Reality) Bizzat deneyimleyenin hiçbir rolü yok. Yeni görüşe göre ise, matematik bize bir şey verebilir; hareketlerin olasılıklarını verebilir ama bilincimde yaşayacağım gerçek deneyimi bize veremez. O deneyimi ben seçerim. Bu yüzden kendi gerçekliğimi, tam anlamıyla kendim yaratırım.
• Dünya, gerçekliğin olası zaman dilimleridir, biz seçene kadar. Kuantum alanında bütün gerçeklikler eş zamanlı olarak mı var olurlar?
• Bağımlılığı, durduramadığımız her şey olarak tanımlarız.
• Orada gerçek anlamıyla farklı dünyalar var. Bizim yaşadığımız, görmekte olduğumuz makroskopik dünya, hücrelerimizin dünyası, atomlarımızın dünyası, atom çekirdeklerimizin dünyası. Her biri farklı bir dünyadır. Kendi dilleri kendi matematikleri vardır. Yalnızca daha küçük değil her bakımdan farklıdır. Ama birbirlerini bütünlerler. Çünkü biz atomlarız, ama aynı zamanda hücreleriz ve bedeniz. Bunların hepsi doğru sadece farklı gerçeklik düzeyleri var. Bilim ve felsefe tarafından açığa çıkarılan en derin hakikat (truth) : Birlik İlkesidir! (Unity) Gerçekliğimizin en derinindeki çekirdek altı düzeyde, sen ve ben biriz!
• Sabah uyanır ve günümüzü, olması istediğim gibi, bilinçle yaratırım. Bazen zihnim, yapılması gerekenlerin tümünü gözden geçirdiği için bilinçli olarak günümü yaratma noktasına gelmek biraz zamanımı alıyor. Zamanımı tasarladığım zaman durduk yere ortaya çıkan küçük açıklanamaz şeyler gerçekleştiğinde bilirim ki, bunlar benim yaratım sürecimin parçası ya da sonucudur. Bunu ne kadar yaparsam, beynimde o kadar çok nöron ağı inşa ediyorum ve bu bana güç veriyor.
• Bağımlılık kimyasal bir taşkınlık hissidir.
• Tanrı kavramının manasını anlayabilecek yeterli bilince sahip değiliz. Tanrıya günahlarınızı itiraf ettiniz mi? Beni yaratan, buraya getiren, galaksileri biçimlendiren, o büyük varlıkla ben, bir ve aynıyız. Nasıl oldu da bu husus dinden çıkarıldı? Çok zor olmadı. Birçok dinin ortaya attığı sorular hatalı çıkmıştır çünkü şöyle başlamışlardı düşünmeye; Tanrı bizden başka ve ayrı bir varlıktır. İbadet etmem, yakınlaşmam, boyun eğmem, memnun etmem ve yaşamımın sonunda kendisinden bir ödül beklemem gerekendir. Bu Tanrı değildir, bu bir küfürdür. Tanrı öylesine engindir ki, çoğu kısımları örgütlü dinle ilişkilendirilir. Bu da bizleri irkilten ve dünyaya çok zarar verdiğini düşündüğümüz bir şeydir. Kadınlara zarar vermiştir, ezilen insanlara zarar vermiştir.
• İsa’nın “ Bir hardal tohumu Cennetin Krallığından daha büyüktür ” sözlerini açıklamaya en çok yaklaşan bilim Kuantum Fiziğidir. Şimdi elimizde ileri teknoloji var. Anti-çekim mıknatısları, manyetik alanlar, sıfır noktası enerjisi, her şey var elimizde. Ama bir de Tanrı kavramının kaba, batıl ve can sıkıcı bir sunumu mevcut.
• İnsanlar sonsuz azap sunan kozmik etkenlerle tehdit edildiklerinde hemen yola gelirler. Ama Tanrı böyle değildir. Hele geleneksel Tanrı imgelerini, figürlerini bir sorgulamaya başlayın. Millet sizi kuşkucu, Allahsız hatta düzen düşmanı olarak algılar.
• Tanrı, insanın en büyük zaafından daha büyük olsa gerek ve tabiî ki en büyük yetisinden de hatta Tanrı, mutlak görkemiyle doğaya öykünme yetimizi bile aşmalıdır. Böylesi ulu bir akla karşı, hangi erkek ya da kadın günah işleyebilir? Hangi küçük karbon birimi çıkıp da yeryüzünde olsun, Samanyolu’nda olsun, her şeye kadir Tanrıya ihanet edebilir? İşte bu mümkün değil! Tanrıyı kendilerince imgeleyenlerin egemenliği kibrin egemenliğidir!
• Beyin, düşüncelerini ateşlediğinde fırtınalı bir havayı andırır. Sinaptik yarık, fırtınayla yeryüzü arasındaki gök gibi alıcı bölgedir. Elektriğin damarlardan geçen kıvılcımlarını görürsünüz. Beyin tutarlı bir düşünceyi işlerken gök gürültülü bir fırtınayı andırır.
• Beyin, nöron denilen minik sinir hücrelerinden oluşur. Bunların diğerleri ile birleşip nöron ağları oluşturan minik dalları vardır. Bağlandıkları her bölge bir düşünce veya anıya yuvadır. Beyin tüm kavramları “Çağrışımlı Bellek Yasası” ‘na göre kurar. Fikirler, duygular hepsi nöron ağında inşa edilir ve birbirine bağlanır. Her birinin diğeri ile olası ilişkisi vardır. Dışımızdaki dünyayı nasıl görüyorsak, öyle kalıplar yaratırız ve öğrendiğimiz her yeni bilgi ile bunları rötuşlarız.
• Duygularımızı kontrol ederken sürücü koltuğunda kim oturuyor? Biliyoruz ki birbirine bağlı sinir hücreleri birlikte ateşleniyor. Bir şeyi üst üste tekrarlarsanız, o sinir hücreleri uzun süreli bir bağ kuruyor. Eğer yaşamınızdaki haksızlığa hak tanırsanız, gün be gün sinirlenir, ıstırap çekersiniz, kurbanı oynarsanız, o nöron ağını her gün ateşleyip bobin sarar gibi sarıyorsunuz demektir. Bu nöron ağı artık diğer sinir hücreleri ile bir ilişkiye girmiştir ki buna “kimlik” denir. Şunu da biliyoruz ki birlikte ateşlenmeyen sinir hücreleri ağdan kopmaktadır.
• Süreci bölmeye ve gözlemlemeye başladığımızda, yani dürtü ve otomatik tepkiyle değil de, etkileri bakımından gözlemlemeye başladığımızda artık çevresine otomatik olarak tepki veren, beden-zihin bilinciyle hisseden bir kişi olmaktan çıkarız. Duygu dediğimiz şey holografik olarak nakşedilen kimyasallardır.
• Beyin bir eczane gibidir. Beyindeki bir bölüme “Hipotalamus” denir. Burası küçük bir fabrika gibidir. Belirli duygulara yönelik belirli kimyasallar üretir. Bu kimyasallara “Peptid” (duygu molekülü) denir. Bunlar küçük amino asit zincir dizileridir. Beden bir protein üretim makinesidir. Beynimizde öfke için, zulüm için, şehvet için ayrı kimyasallar vardır. Bir duyguyu bedenimizde ya da beynimizde yaşadığımız zaman hipotalamus hemen gerekli olan peptidi üretir ve onu kan dolaşımına salı verir. Kana karışır karışmaz peptid vücudun neresine gideceğini iyi bilir. Bedendeki her hücre milyarlarca alıcı ile kaplıdır. Her hücre canlıdır ve bilince sahiptir. Özellikle, bilinci gözlemcinin bakış açısı olarak tanımlıyorsak, hücre bedendeki bilincin en küçük birimidir.
• Bağımlılık, kendimizi alamadığımız her şey. Bağımlı; kimyasal ihtiyacı ne ise her seferinde daha fazla isteyendir. Duygusal halinizi kontrol edemiyorsanız, ona bağımlısınız demektir. “Âşık olanların bir kısmı, bağımlısı oldukları duyguların beklentilerine âşık olmasınlar sakın”. Biz, duygularız, duygular da biz. Duygular hayattır. Yaşam zenginliğimizin renkleridir. Sorun bizim bağımlılıklarımızdadır.
• Zihnimiz tam anlamıyla, bedenimizi yaratır. Her şey hücrede başlar. Hücre (protein üretme makineleri) talimatı beyinden alır. Eğer bir alıcı, belirli bir ilaç ya da iç sıvısı tarafından uzun süre ağır bombardımana tutulursa, bayağı çekip kısalacaktır. Sayıca azalacaktır veya uyuşacak, etkisizleşecektir. Böylece aynı miktardaki ilaç ya da sıvı, daha az etki edecektir! Eğer hücreyi aynı tavır ve aynı kimyayla, her gün bombalarsak o hücre sonunda bölünmeye karar verecektir ve bir kardeş hücre ürettiğinde, yeni hücrenin, o belirli duygusal nöropeptidler için daha fazla alıcısı olacaktır. Diğer vitamin ve mineraller içinse daha az alıcısı olacaktır. Yaşlılık yetersiz protein üretiminin sonucudur.
• Ne yediğimiz fark eder mi? Eğer hücre 20 yıl duygusal istismara maruz kalıp da ihtiyacı olan besin için tek bir alıcısı bile kalmamışsa, iyi beslenmenin bir etkisi olabilir mi?
• Bence iyi de kötü de değilsin. Bence sen Tanrısın!
• Yok olmaktan bahsederken, fiziksel olarak kaybolmaktan bahsetmiyoruz, beynin kişiliğimizle alakalı olan bölgesinden, insanlar, yerler, dönemler, olaylarla olan ilişkilerimizle alakalı bölgesinden çıkarız. Beynimizin, kimliğimizi, kişiliğimizi tekrar tekrar doğrulayan çağrışım merkezlerinde, biz yokuz. Dünyada yaşam süren ortalama insanlar yaşamlarının sıkıcı olduğunu düşünürler. Çünkü onlara esin kaynağı olacak bir bilgi kazanmak için hiçbir girişimde bulunmamışlardır. Daha iyisini hayal etmemişlerdir.
• Soru sormaya, yaşamını sorgulamaya, düşünmeye başlayınca, tamamıyla yeni bir kavrama bağlanırız! Bu da sonuçta bizi içten dışa değiştirir.
• Samanyolu’nda, bu kadar dinin boyunduruğu altında yaşam alanı barındıran başka gezegen var mı acaba? Neden böyle biliyor musunuz? Çünkü doğru ve yanlışı belirleyen insan da ondan. Eğer bunu yaparsam Tanrı beni cezalandırır, eğer bunu yaparsam ödüllendirir. Yaşamda takip edeceğimiz yolu dayatan zavallı bir tarif bu. Tabi vahim sonuçları ile birlikte çünkü iyi veya kötü diye bir şey yok. Bu yolla ancak yüzeysel yargılarda bulunuyoruz. Bu senin günahtan, fesattan, ahlaksızlıktan yana mı olduğunu gösterir? Hayır, sadece söz konusu şeye ilişkin ifadenizi ve anlayışınızı geliştirmeniz gerektiğini gösterir. Yaptığım bazı şeyler var ve biliyorum bunlar beni geliştiriyor. Bazı şeylerde var ki beni geliştirmiyor fakat bunlar ne iyi ne de kötüdür. Yaptıklarımız için sizi cezalandırmayı bekleyen bir Tanırı yok. İnsanları mahkûm eden bir Tanrı yok. Herkes Tanrıdır. Tanrı, bizim yaşam deneyimlerimizin aşkın veya ulvi kısımlarını tanımlayan addır.
• Tanrı, bütün şeylerin özünün bir süper konumudur. Sen, üretim aşamasındaki bir Tanrısın. Bu yolu yürümelisin. Yalnız bir gün soyut olanı da bugün bağımlılık halini sevdiğin kadar sevmelisin! Kendime yapacağım en büyük iyilik bedenime yaptığım değil, zihnime yaptığım olacaktır!
• Eğer bizler bilinçli olarak kaderimizi kendimiz çiziyorsak, ruhsal açıdan, bilinçli olarak düşüncelerimizin gerçekliği ve yaşamı etkilediği fikrini kabul ediyorsak ki gerçeklik eşittir yaşam o zaman, gününü yaratırken elimde küçük bir anlaşma olacaktır. Ben bunları yaparken eğer gözlemci (the observer) beni baştan sona izliyorsa ve benim de ruhsal bir yönüm varsa, o zaman yarattıklarımla ilgilendiğini gösteren bir işaret ver bana ve bunları hiç ummayacağım bir şekilde karşıma çıkar ki; bu tür şeyleri yaşayabilme yetisine sahip olduğuma şaşırsam da bunun senden kaynaklandığına hiç şüphem olmasın.
• İnsanlar ne kadar harika olduklarını, ne kadar akıllı ve inanılmaz olduklarını öğrenmeliler. Kendimizi aşabiliriz, biz var oluşumuzun bir üst düzeyine çıkabilecek bir yol bulabiliriz. Ne istediğimizi kesin ve açık bir şekilde belirlemeliyiz ve ona öyle yoğunlaşıp odaklanmalı ve farkındalığımızı ona ayırmalıyız ki kendi izimizi, zaman mevhumunu, kimliğimizi kaybetmeliyiz. Ve bu deneyime kendimizi o denli bıraktığımız an ortaya çıkan resim tek gerçek resimdir. Tam olarak ne istediğine karar veren insan, bu deneyimi yaşamıştır. İşte bu kullanımdaki Kuantum Fiziğidir. Gerçekliğin kanıtlanmasıdır. Etkin gözlemci budur. Bilinciniz çevrenizdeki diğer bilinçleri etkiler. Maddi unsurları etkiler, geleceğinizi etkiler. Siz geleceğinizi birlikte yaratıyorsunuz.
• Ben sandığımdan daha fazlasıyım. Hatta bundan da fazlası olabilirim. Çevremi, insanları etkileyebilirim.
• “Siz hiç, kendinizi bir başkasının gözlerinden gördünüz mü? Ne aydınlanma ama! ” “ Siz hiç, bir an öylece durup da nihai gözlemcinin gözleri ile baktınız mı kendinize ?”
• Uzayın kendisini, geleceği etkileyebilirim, bunların hepsinden ben sorumluyum. Ben ve çevre birbirimizden ayrı değiliz. Birbirimizin parçasıyız. Hepsiyle bağlantılıyım ben. Yalnız değilim.
• Buradaki gayemiz amaçlılık yetilerimizi geliştirmek ve yetkili birer yaratıcı olmayı öğrenmektir!
• Yaratıcı olmak için buradayız. Bizler, fikirler ve düşünceler ile mekâna nüfuz etmek için buradayız. Bu hayata bir anlam katmak için buradayız. Kuantumun kendini tanımak, seçim hakkınız olan yeri tanımak, zihni tanımak için. Bakış açısı bu şekilde değiştiği zaman, kişiye aydınlanmış deriz. (enlightened) Kuantum fiziği insandaki özgürlük olgusunu hesaba katar. “Bilinç” tüm var oluşun temelidir.
• Bağımlılıklarımızın müdahalesi olmaksızın bilgiyi kovalamalıyız. Eğer bunu yapabilirsek, bilgiyi ve gerçeği açığa çıkarabiliriz. Ve bedenimiz bunu yeni biçimlerde, yeni bir kimyada, yeni hologramlarda, düşüncenin yeni yerlerinde en çılgın hayallerimizin de ötesinde gerçekleştirecektir.
• Bir gün hepimiz, Tanrı’nın yeryüzündeki elçileri (Avatar) düzeyine erişeceğiz. Buda gibi, İsa gibi. Cennetin Krallığına hoş geldiniz! Yargı olmadan, nefret olmadan, sınama olmadan, sadece olduğumuz gibi. Gerçek dediğimiz bu gerçekliği, cisimsizliğin gücü ile eylemsizlikten, eylemden, kaostan çekip çıkararak şekillendirdik ve adına da madde dedik.
• Peki, etkileri nasıl ölçeceğiz? Yaşamın bir yerinde bir şeyler değişti mi? Ki burada bulunmamızın tüm nedeni de budur.
• Tavşan deliğinde ne kadar derine inmek istiyoruz? Bunu biraz düşünün bakalım!
Prof. David Albert – Colombian Un.
Dr. Joe Dispenza – Atlanta Life Un.
Prof. Amit Goswami – Oregon Un.
Prof. John Hagelin – Staddford Un.
Prof. Stuart Hameroff – Arizona Un.
Dr. Miceal Ledwith – Magnorth Un. – İrlanda
Dr. Daniel Manti – Thomas Jefferson Un.
Dr. Andrew B. Newberg – Pennsylvania Un.
Dr. Candace Pert – Georgetown Un.
Dr. Jeffrey Stainover – Harvard Un.
Prof. William Tiller – Stanford Un.
Prof. Fred Alan Wolf – U.C.L.A.
“Bilimcilerin nasıl, da böylesine çatlak olduğunu soruyorsanız, sanırım yeterince uzun bir süre, ciddi biçimde bilimle uğraştıysanız, yeterince de derine indiyseniz ve hala kendinizi çatlak hissetmiyorsanız hiçbir şey anlamamışsınız demektir”
10 Aralık 2006 tarihinde Hürriyet gazetesinde Dr. Kuantum olarak anılan Prof. Fred Alan Wolf ile yapılan söyleşi:
• Kuantum fizik profesörü olurken bir sürü acayip soru sormak zorunda kaldınız kendinize. Hiç aklınızı kaybetmekten korktuğunuz oldu mu?
Kaybetmekten değil de bulmaktan korktum. Bence insan, hayat, dünya ve kendi varlığı ile ilgili sorular sorarak delirmez. Delilik son derece benmerkezci bir durumdur. Bir deli sadece kendisi ve kendi dünyası ile ilgilidir. Bilim adamlarının deliliğe yakın olduğu inancı, bana kalırsa onların büyümüş birer çocuk gibi keşfetme ve soru sorma güdülerinden vazgeçmemiş olmasından kaynaklanıyor.
• Neden Dünya denen bu gezegendeyiz ve ne yapmamız gerekiyor?
Bu soruya sizin adınıza cevap veremem. Dünya’daki yerinizi merak ediyorsanız kuantum fiziği size şunu anlatabilir. Dünyadaki hiçbir olay diğerinden bağımsız değil. Dünyadaki varlığınızın da sebebi var. Tesadüfen dünyaya gelmediniz.
• Kaderimizin efendisi biz miyiz, yani kontrol bizde mi?
Hem evet, hem hayır. Bazı şeyleri kontrol edebiliriz ama her şeyi değil. Kendimizle ilgili bir şey yaparken aslında dünyanın bütününü etkilediğimizi unutmamalıyız. Dolayısıyla bizim için iyi olan, bütün için iyi değildir ve o zaman gerçekleşmez.
• Kuantum fiziğine göre zaman doğrusal bir biçimde mi hareket eder yoksa geçmiş, bugün ve gelecek aynı anda mı yaşanır?
Zamanın nasıl hareket ettiğini kelimeler ile anlatmak imkânsız çünkü dil düşünceyi sınırlar, koşullar. Her şey aynı anda olmaktadır dediğim zaman kafanız karışır. Bunu ancak birkaç fotoğraf göstererek anlatabilirim.
• Gerçek nedir? Gördüklerimiz mi, düşündüklerimiz mi?
Gördüğümüz kişisel deneyimlerdir. Gerçek denen kavram, biz deneyimlediğimiz için vardır. Onu, görerek, koklayarak, duyarak ya da hissederek yaratan biziz. Biz yoksak, gerçek de yoktur. Dolayısıyla düşünce gücüyle gerçeği değiştirebiliriz.
• Kuantum fiziğinin dinlerle arası nasıldır?
Örgütlü dinler Tanrı’nın zihnini açıklamaya çalışır. En büyük sorun, bu büyük zihni açıklamak için onu sınırlamak zorunda kalmalarıdır. Örneğin Tanrı’ya ulaşmak için mabetler yapmışlardır. Bu bir sınırlamadır. Tanrı’nın zihninin sadece camide ya da kilisede karşımıza çıkacağını ima eder ki bu doğru değildir.
• Kuantum fiziği Tanrı nedir sorusunu cevaplayabilir mi?
Hayır. Tanrı’yı deneyimleyebilirsiniz ama ne olduğunu söyleyemezsiniz. Tanımlamaya kalktığınızda örgütlü dinler gibi onu sınırlarsınız.
• Ama Tanrı’nın varlığından eminiz değil mi?
Değiliz. Dokunamadığımız şeylerin varlığından emin olamıyoruz biliyorsunuz. O nedenle inanç diye bir kelime var.
• Aynı anda iki farklı yerde olmak istiyorum. Bu mümkün müdür?
Bedenin olamaz. Zihnin olabilir çünkü fiziksel bir olgu değildir. Yolculuk etmek de değil zihnin yaptığı. Sadece genişler, böylece aynı anda iki farklı yerde olabilir. Bir okyanus gibi düşünün zihni, bunu anlayabilirseniz zihnin sadece iki farklı yerde değil her yerde aynı anda olabileceğini görürsünüz.
• Öldüğümde zihnime ne olacak?
Keşke kesin olarak bilebilsek! Bugün şöyle bir teori var. Zihnimiz aslında bize, yani bu bedene ait değil. Dolayısıyla mezara gitmez. Zihnimiz daha büyük bir zihnin yansımasıdır. Bedenimiz öldüğünde, zihnimiz bu büyük zihnin ya da bütünün parçası olmaya devam eder. Zihnimizin içinde bulunduğu bedeni tanıyan kısmı ise biz ölünce yok olur.
• Hayalet var mıdır?
Hayalet denen şey bazı kişiler deneyimleyebildiği için gerçektir. Meditasyon yaparak hayalet denilen şeyle irtibata geçerler. Bazıları buna ruh çağırma da der. Örneğin bir odada meditasyon yaparak bir hayaletle iletişim halindesiniz. Bu odaya giren üçüncü bir kişi de aynı meditatif hale girip o hayaleti görebilir. Şamanlar ölüleriyle konuşur örneğin.
• Şaman değilim ama ölmüş babamla konuşabilir miyim bu mantığa göre?
Evet, ama bakalım o seninle konuşmak isteyecek mi? Artık seninle hayattayken olduğu gibi ilgilenmiyor olabilir. Reenkarne olmayı seçmiş ve evrenin başka bir yerinde başka bir bedende olabilir. Onun bakış açısından sen onun kızı gibi gözükmüyor, hatta belki de büyükannesine benziyor olabilirsin. Akrabalık ilişkileri öbür taraftan bakıldığında başka görülebilir.
• Reenkarnasyona inanıyorsunuz öyle mi?
Olduğuna dair bir sürü kanıt var. Zihnin tekrar ortaya çıkma gibi bir eğilimi vardır, nedenini henüz çözemedik. O nedenle Reenkarne oluyor.