Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Olasılığı kabullenmek  (Okunma sayısı 2707 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı elif

  • Üye
  • *
  • İleti: 205
  • Karma: +0/-0
Olasılığı kabullenmek
« : 09 Ekim 2007, 23:26:41 »
'İnanç şüphesiz olmalı, şüphe edersen Yaradan şüphe ettiğini sana veriyor.
Yaradan, her kulu en zayıf olan noktalarında eğitiyor.'     MEVLANA

Mevlana'ya göre inanç çok gerçekçi, katıksız, saf ve açık olmalıdır. Çünkü şüpheler, tereddütler üzerine kurulan her türlü inanç, kişiyi inandığından uzaklaştırmaktadır.
Yine ona göre her insan sahip olduğu inancına göre sorumluluk taşır. Sahip olduğu bu inancı paralelinde de yaptığı her iyi ya da kötü hareketi ile cennetini de, cehennemini de oluşturur.
Kendi dar kalıpları ve anlayışları ile kendilerini çok inançlı sanan kişiler, ister bilgisizliklerinden, ister sağlam ve gerçekçi bir inancın sahipleri olmayışlarından kaynaklanan huzursuzluklar ve açmazların neticesinde bir kısır döngüne düşerler. Bu kısır döngü o bireyi kendi cehaleti içine hapseder.
Kimi insanlar inandıklarının mutlaka beş duyuları ile algılanmış olmasını isterler. Oysa inanç, kendi başına bir bilgilenme ya da bir algılama olayı değildir. Yahut da şuna buna iman etmek te değildir.
İnanç henüz kanıtlanmamış bir şeyin doğruluğuna inanma halidir. Yani 'bir olasılığın, bir olabilirliğin kabullenilmesi' olayıdır. Kısacası inanç kesin olmayanın kesinliğidir.
İnanç gelecek hakkında kehanette bulunmak da değildir. Tam aksine, geleceğe köprü kuran bugün ile ilgili olarak, her türlü aksi düşünceye rağmen bugünün varoluşunu kabullenmektir.
İnanç bir yerde 'Gördüklerimize inanmak ve bunun mükafatı olarak inandığımızı görmektir.'
Mevlana'ya göre gerçek iman sahibi kişi karşısındaki başka inanç sahiplerine dahi gıpta ile bakar. Şöyle der:
'İnanmış adam ona derler ki, her hususta kafir bile onun imanına haset etsin, özensin.'
Biz insanlar gerçekten garip yaratıklarız. Herkesin düşüncelerini, yorumlarını bize söylemelerinde bir sakınca görmez ve hatta bunun gerekliliğine inanırız da, aynı zamanda bu düşüncelerinin, yorumlarının bizim düşünce ve yorumlarımızla uyumlu olmaları konusunda da ısrarlı oluruz. Bakın Mevlana ne demektedir:
'Ey imandan sadece bir lafa kanan kişi...
Onunla kanaat eden kişiye zaten iman,
Yüce bir nimettir, büyük bir gıdadır.
Şu halde öyle hareket et ki o hareketin,
Dilsiz dudaksız tanıklığın,
Şahadet ederim demenin ta kendisi olsun.'
İnanç, insanın doğumuyla gelen bir şey değildir. İnanç mantıkla, mantık ise akılla gelişir. Doğaldır ki, akıl yaşanan deneyimlerin ve yeni edinilen bilgilerin yolunda bilinçlenmeyi ve bir vicdan sahibi olmayı sağlar.
İnsanlar, yaşamları süresince edindiği, yaşadığı korkuların yerine aklı koydukça, inançlar da ilk günlerindeki ilkelliklerinden kurtularak bilinçli bir vazgeçilmezliğe dönüşür.
'MEVLANA FELSEFESİ - HANRİ BENAZUS'

Herkese sevgiler ve saygılarla...